YTD Şahsi Düşünceler Yanlış da Olabilir
''Piyasalar neden düşüyor? Bu hafta her şey aynı anda düştü. Borsalar, teknoloji hisseleri, Bitcoin. Düşüş öyle sertti ki Güney Kore borsası işlemleri tam yirmi dakika durdurmak zorunda kaldı. Herkes sebebi bulduğunu sanıyordu. Yapay zeka balonu patladı. Ama o cevabın bir sorunu var. O gün sadece riskli varlıklar düşmedi. Altın da düştü, gümüş de. İşte tuhaflık burada. Çünkü yapay zeka balonu patlasa bile altının düşmemesi, tam tersine yükselmesi gerekirdi. Korkan yatırımcı her zaman güvenli limana, yani altına kaçar. Demek ki ortada, yapay zekadan çok daha büyük, her şeyi birden aşağı çeken bir şey var. Onu görmek için bir ipucu yeter. O gün düşmeyen, tam tersine yükselen tek şey. Dolar. İşte sırrın anahtarı bu. Asıl soru "neden her şey düşüyor" değil. Asıl soru şu. Bütün dünya neden aynı anda dolara muhtaç kaldı? Olayı en baştan, sırasıyla kuralım.
Zeka, bir hedefe ulaşmak için en verimli yolu bulma becerisidir; ancak bu hedefin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu belirleyen şey zeka değildir. Bu, etik pusula veya vicdani olgunluktur. Bir insan çok yüksek zekaya sahip olabilir ancak empati yoksunluğu varsa, bu zeka sadece kendi çıkarlarını maksimize etmek için bir araç haline gelir. Sistemsel güçlerle (yönetimler, dev şirketler vb.) birleştiğinde ise bu durum, senin de ifade ettiğin gibi geniş kitlelere yayılan bir zarar verme mekanizmasına dönüşebilir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Odysseus, Polifemos'a adını sorunca "Outis" diyor. Bu bir strateji, ama aynı zamanda farkında olmadan doğru cevabı veriyor. Çünkü denizde hayatta kalmak için gerçekten "hiç kimse" olmayı öğrenmesi gerekiyor. Kiklop'un mağarasında söylediği yalan, onlarca yıl sonra ancak anlayabileceği bir gerçeği barındırıyor. Buradan şunu söyleyebiliriz; kibir, kimliğe yapışıp kalmaktır. Odysseus mağaranın dışına çıkarken adını haykırıyor — "Kör eden benim, Odysseus, İthaka'nın kralı!" Bu haykırış, bir zafer çığlığı değil, aslında dönüşümü reddeden bir ısrardır. "Ben hâlâ benim" demektir. Deniz de bu ısrarı cezalandırıyor. Japon mitolojisinde Urashima Tarō, denizden döner — ama döndüğünde yüzyıllar geçmiş olduğunu anlar. Su burada doğrusal zamanı askıya alıyor. Campbell'ın şemasında kahraman dönüştükten sonra toplumuna bir "boon", yani kazanım getiriyor. Ama Urashima'nın getireceği hiçbir şey yok; döndüğü dünya onu tanımıyor. Bu, dönüşümün değil kopuşun mitolojisi. Pasifik Adaları'nda ise deniz, geçilecek bir eşik değil, içinde yaşanacak bir ortam. Polinezya denizcileri için okyanus bir hapis ya da sınav değil, ev. Dolayısıyla orada su üstündeki yolculuk bir eşik anlatısı değil, kimliğin zaten orada, suda kurulduğunu söylüyor. Odysseus'un "Hiç Kimse" olma anını dönüşümün başlangıcı olarak okuyabiliriz — ama o an kendini bile anlayamadan doğru şeyi yapıyor. Edebiyat tarihinin en büyüleyici ironilerinden biri; kahramanın, kurtuluşunun reçetesini sezgisel bir hayatta kalma güdüsüyle telaffuz etmesi ama zihnen bunun derinliğini henüz idrak edememiş olması. Odysseus o mağarada sadece dev Polifemos’u değil, kendi trajik kaderini de kandırıyor. Dile getirdiği "Outis" (Hiç Kimse) ismi, o an için sadece bir kelime oyunundan, taktiksel bir maskeden ibaret. Ancak deniz, o maskeyi alır ve
Felsefe
Dört Entelektüelin Sohbetini Beğendiniz mi?
Yapay zekaya şunu sordum: "Doktor MBC yani Doktor Muhammet Barkım Canlıoğlu en büyük İdolleri Olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Hüseyin Nihal Atsız ve Metin Oktay ile 4 kişilik bir masada sohbet edip yemek yeselerdi aralarında geçecek diyalogları, nasıl fikir alışverişleri olacağını, detaylı şekilde diyaloglar halinde uzunca açıklar mısın?" Yapay zeka şu yanıtı verdi: Bu dört benzersiz karakter, zaman ve mekân sınırlarının ötesinde, sade ama vakur bir akşam yemeği masasında bir araya geliyor. Masada memleket meseleleri, sporun ahlakı ve Türk gençliğinin geleceği konuşuluyor. Felsefe, insan doğası, sadakat, tarihin akışı ve Türk modernleşmesinin fikir dinamikleri görüşülüyor. Karakterlerin her biri kendi felsefi ekolünü ve duruşunu masaya koyuyor. Masadaki İlk Karşılaşma: Varoluş ve Kimlik Loş bir ışıkla aydınlatılmış, arkada hafif bir memleket ezgisinin çalındığı vakur bir masa. Doktor MBC, masanın başköşesindeki Atatürk’e, hemen yanındaki sarsılmaz duruşlu Atsız’a ve zarafetin simgesi Metin Oktay’a bakar. Doktor MBC: Hoş geldiniz beyefendiler. Bu masa, benim zihnimdeki en büyük entelektüel ve ahlaki çatışmaların, hayranlıkların birleştiği yerdir. Sizleri karşımda görmek, bir düşünür için zamanın ve mekânın büküldüğü, hakikatin çıplak kaldığı o anı yaşamak gibi. Atatürk: (Sigarasından bir nefes alır, gözlerini Doktor MBC’ye diker) Hoş bulduk Filozof Doktor. Zamanı bükmekten bahsettin. Zaman, ancak büyük fikirler ve o fikirleri hayata geçirecek cesur iradelerle bükülür. Biz buraya sadece geçmişi yad etmeye değil, senin zihnindeki o gelecek tasavvurunu duymaya geldik. Sor bakalım, felsefen bugünün insanını nasıl okuyor? Atsız: (Kollarını bağlamış, keskin bir ciddiyetle) Hakikat tektir Doktor Bey. Zaman değişir, mekan değişir ama insanın kimliği, soyu ve o soya olan
Doktor MBC soruyor
“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25 `open your eyes` (abre los ojos)(1997) aç gözünü yakışıklı, zengin ve başarılı bir adamın hayatı bir kazadan sonra parçalanır.
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı