Vaktiyle Sultan Mahmut Han, belirli aralıklarla yaptığı gibi, tebdili kıyafet çarşı pazar gezmeye koyulmuş. Çarşıdabir kıraathanede oturup insanlarla sohbet ederken yan ta raftan gelen ses bir hayli dikkatini çekmiş.
Yaşlı bir demirci, bir yandan demir dövüyor, bir yandan da 'Tıkandı da tıkandı!' diyerek kendince söyleniyormuş Sultan Mahmut Han, merak edip yanındakilere sormuş, 'kimdir bu?' diye. Etraftakiler "Tıkandı Baba diye bilinir!" deyince, merakı iyiden iyiye artmış ve bu yaşlı adamın yanı-na varmış; 'Hayırdır baba, ne tıkandı?' diye sormuş. Adam, 'Uzun hikaye evlat!' diyerek yine başlamış "Tıkandı da tıkan-dı!" diye bir yandan demir dövüp bir yandan da söylenmeye.
Sultan Mahmut Han iyice meraklanmış ve "Baba anlat n'olur, dinlerim ben!" deyivermiş. Adam bu içten talebe dayanamamış ve 'Otur evlat o halde!' diyerek başlamış an-latmaya;
"Bir gece rüyamda çok büyük bir şadırvan ve üzerinde sayısız çeşme gördüm. Çeşmelerin her biri farklı bir şekil-de akıyordu. Kimi gürül gürül çağlıyor, kimi sicim gibi, ki-misi ise damla damla. Bu nedir diye sordum etraftakilere, nasip çeşmesidir dediler. Biri vardı ki çağlayan gibi, bu ki-mindir ağalar dedim, o padişah efendimizindir dediler. Bir diğerini sordum falanca sadrazamındır diye mukabele et-tiler. Peki, şu kimindir diye işaret ettim, falanca tüccarın-dır dediler. O sırada içlerinden biri dikkatimi çekti. Böyle adeta sızıntı şeklinde akıyordu. Efendiler peki ya bu kimin diye sordum; senindir dediler. Üzüldüm bu cevaba, iste-dim ki benimki de böyle gürül gürül aksın ve elime orada bulduğum küçük bir odun parçasını alıp kendi çeşmemin ağzını açmaya çalıştım. Odun çeşmenin ağzına tıkanıp kı-rıldı; azıcık süzülen su, artık damlamaya başladı. O telaşla, en azından eskisi gibi olsun diye daha da zorladım. Bu se-fer iyiden