ALACAKARANLIK ÖYKÜLER
M. HARUN AKDAŞ
Öykü okumayı çok seven ben,farklı hayatlara konuk olmak,acısı ,tatlısı ile her zaman severek okurum; ama bu kitap isminin hakkını veren bir kitap olmuş. #alacakaranlıköyküler karanlık öyküleri ile beni kendine dahada çekti.
Akıcı dili ve gerilim, karanlık, gizem ve psikolojik yönü; heyecanın hiç bitmediği, yavaş ama etkili bir birinden güzel sekiz öykünün konusunu ele alan yazarımız,akıcı ve sürükleyici olması dahada heyecanlandırdı.
Öyküleri okurken sonunun daha da etkilemesi ayri bir heyecan katıyor kitaba.
Keşif öyküsü
Ağrı Doğubeyazıt ta geçiyor .Arkeolog Yakup Demiroğlu Nuh’un gemisini araştırmak için arkadaşlarıyla birlikte Doğubeyazıt’a gelir. 2004 yılında büyük bir deprem yaşanır. ( yılını tam hatırlamasamda depremi babamdan dinlemiştim büyüklüğünü )
Öykü’yü okurken gözümde canlandı bazı yerler, ben de Nuh’un gemisinin olduğu Dağı çok merak ediyordum ama gitmek nasip olmadı.İnşallah giderim bir gün.
Yakup ölen eşinin hayali ile yaşadığı konuyu anlatıyor; ( Okurken irkilmedim desem yalan olmaz)
Yakup bir hastane odasında uyanır doktorların ona kim olduğunu sorarlar, teyit etmek için kendinin bir arkeolog olduğunu Ankara Üniversitesi’nden arkadaşlarıyla araştırma için buraya geldiğini söyler.
Doktorlar ona ne zamandır bu haldesiniz? Diye sorarlar. 20 veya 25 gündür bu haldeyim diye cevap verir.
Büyük bir depremden bahseder ama deprem 2004 yılında olmuştur.
Ve şu anki tarihi 2010 yılı olduğunu öğrenir.
Tabiki devamı kitapta neler yaşandı?