Peki ya hayaletlerin dili olsaydı…
10/10
·312 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 21:30
Tarık Tufan’ın bütün kitaplarını okumuş biri olarak son kitabı içinde gönlümden geçenleri ifade etmek istiyorum. Bu sefer kitabın kapağından başlayacağım. Romanın kilit kahramanı olan Handan Hanım… Kitabı henüz okumamış olup , sadece kapağını görenler için sadece bir portre gibi görünebilir ama kitabın son sayfanını da çevirip kitabı kapattığınızda tekrar kapağına dönüp ahhh Derviş Ali’nin dünyevi aşkı Handan Hanım ile tekrar göz göze geleceksiniz. Ahh ki ne ahhh geçmişteki büyük aşkın torunlara kadar sirayet edişine kulak kabartıp onların dünyasına dalacaksınız. Yazarımız çok değişik karakter ve konuları ele alarak bir anda romanın tam ortasına düşüveriyorsunuz. Tabiri caizse gökten düşer gibi o döneme düşünüyorsunuz. Vefa semtindeki Canfeda Konağına konuk oluyoruz. Konağa hapsolmuş olan Halide ( ki bunu sonradan anlıyoruz ki ruhu burada sadece ) ve kardeşlerinin birbirlerine kavuşma ve yüzleşme anlarına tanıklık ediyoruz. Koca konağın dili olsa da geçmişten o güne kadar olan acıları ağlaya ağlaya ya da sevinçleri kahkahalarla duvarlarından bangır bangır ifade edebilse… Konakların dili olsa da konuşabilse… Bu kitaba dair çok şey konuşmak istiyorum. Nedendir emin değilim ama… Osmanlı zindanlarına düşen Derviş Ali’den , Ressam Zonaro’ya kadar çok güzel hisler yaşadım. Derviş Ali ile beraber hem Handan’a olan aşkı hem resime hemde dervişliğe olan bir sürü ana tanıklık ettik. Ressam Zonaro’yu yakından tanıyıp onunla o sanat zevkini paylaştık. Handan ile konaktan , iyiliğinden ve aşka olan geçişine tanıklık ettik. Cihangir , Zeliha ve Nihal’in hem iç yüzleşmelerine hemde birbirleriyle olan yüzleşmelerine tanıklık ettik. Eşref yan kahramanımız az görünürümüz olsa bile Halide ve Derviş Ali’yi tek gören kişi olarak kalbinin saflığını ve güzelliğini gördük. Aslında o ( tabiri
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,2bin okunma
8/10
·184 syf.··
2026 30. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 00:00
Tokyo’nun dar bir ara sokağında, bodrum katında yer alan, zamanın adeta dışındaymış gibi hissettiren o küçük, loş kafeye (Funiculi Funicula) konuk oldum. Toshikazu Kawaguchi’nin tüm dünyada büyük ses getiren bu iki kitabı, fantastik bir zaman yolculuğu hikayesinden çok daha fazlası; pişmanlıkların, söylenmemiş sözlerin ve insan kalbinin derinliklerinin muazzam birer analizi. Kafedeki o meşhur sandalyeye oturup geçmişe ya da geleceğe gitmenin çok katı ve tuhaf kuralları var: Ne yaparsan yap şimdiki zamanı değiştiremezsin, kafeye hiç gelmemiş biriyle görüşemezsin ve en önemlisi... Kahve soğumadan önce geri dönmek zorundasın. İlk kitapta ve devamı olan Kafeden Öyküler’de, bu sandalyeye oturmayı göze alan farklı insanların hikayelerine ortak oluyoruz. Sevgilisini uğurlayan bir kadın, hafızasını kaybeden kocasına mektup ulaştırmak isteyen bir hemşire, ölen kız kardeşine veda etmek isteyen bir abla... İkinci kitapla birlikte bu çembere yeni pişmanlıklar, baba-oğul ilişkileri ve söylenmemiş son sözler de ekleniyor. Her bir öykü o kadar naif, o kadar duru bir dille yazılmış ki, kuralların getirdiği o kaçınılmaz sonu ve çaresizliği bilirken bile karakterlerin o küçücük zaman diliminde ruhlarını nasıl özgürleştirdiklerini izlemek insanın boğazını düğümlüyor. Yazar bize aslında şu soruyu soruyor: Geçmişi değiştiremeyeceğini bilsen bile, sadece o insanın gözlerinin içine bakıp içindekileri dökmek için o sandalyeye oturur muydun? Hafif, çabuk okunan ama bittiğinde insana elindeki zamanın ve yanındaki insanların kıymetini çok derinden hatırlatan, hüzünlü ve çok zarif bir seri. Yanınıza sıcak bir kahve (soğutmadan içmek üzere!) ve belki bir iki mendil alarak okumanızı tavsiye ederim. Puanım: 8 / 10
1000Kitap
Kahve Soğumadan Önce: Kafeden HikâyelerToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 20231,357 okunma
Reklam
Puan vermedi·464 syf.··
2026 26. kitabı
Kitabın başında; Yüksek Mahkeme Yargıcı Howard Wynn'ın kurduğu şu cümle dikkatimizi çekiyor: "Bilim, şeytanın insan üzerindeki en büyük hilesidir." Cümleyi okuyunca ilk etapta bir şaşkınlık oluyor. Öyle ya, yıllar içinde gelişen teknoloji sayesinde hayatlar kurtarılıyor, bilgiye çok daha hızlı ulaşılıyor, neden şeytanlık olsun ki? Sonra atom bombası ve ölen binlerce çocuk geliyor aklımıza. Ve bugün bilim sayesinde üretilebilen, en az onun kadar tahrip edici, güç bağımlısı yöneticilerin kullanabileceği onlarca yol... Kitap, hem karakterler hem de yukarıda bahsettiğim konuyu temel alan kurgusu ile çok heyecanlı bir okuma sunuyor okura. Ana karakter kim diye kararsız kaldım okurken. Çünkü yargıç Wynn kitap boyunca komada olsa da, öncesinde büyük bir titizlikle yerleştirdiği, satrancı temel alan ipuçları ile kitap boyunca her bölümde aktif rol alıyor. Yargıcın raportörü ve komaya girmeden önce düzenlenen belgelerle yasal vasisi olan Avery ise en az yargıç kadar zeki ve cesur. Yüksek zeka, vicdan ve adalet kavramı ile birlikte kullanılırsa muazzam bir şey çıkıyor ortaya. Kitap tür olarak bir siyasi gerilim romanı. Aksiyon ve bulmacalar ile desteklenip, herkesin anlayabileceği bir anlatım da olunca büyük bir keyifle okunuyor. Yani karışık mıdır diye bir önyargınız hiç olmasın. Serinin devamı varmış. Fakat bu kitap kendi içinde tamamlanıyor. Avery'nin ve bu kitapta yardımını aldığı ekibin maceralarını merak ediyoruz elbette. Umarım yakın bir zamanda o kitaplarla da buluşabiliriz.
Yargıç UyurkenStacey Abrams · The Kitap · 202339 okunma
7/10
·555 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 10:22
Merhaba arkadaşlar. Yazan Edgar Allan Poe, devam ettiren Jules Verne. Şu kadroya ‘okuyan’ diyerek kendi isimlerimizi ekleyelim de daha anlamlı olsun. Şaka bir yana kitap öncesi kitap hakkında bilgi verirsek, daha sağlıklı ilerleyeceğimiz kanısındayım. Öncelikle bu eserin temeli Edgar Allan Poe tarafından Arthur Gordon Pym’in Öyküsü ismiyle atılıyor. Poe’nin tamamlanmış tek romanı olma özelliğine sahip olduğunu öğrendiğimiz bu eser kısaca (araştırınca) Pym tarafından Grampus isimli gemide yaşananların anlatıldığı, gemi kazası ve isyan sonucu yaşadıkları, başkaları tarafından kurtarılmaları, maceranın buna rağmen devam etmesi, yamyamlık ve siyahilere yönelik diğer acımasız bakış açısıyla ilerleyen bir romanla karşılaşırız. Bu eserde ise bizler Halbrane isimli gemiyle Hint Okyanusu’nun -neredeyse- tam ortasından başlayarak yapılan Antarktika yolculuğunun konukları oluyoruz. Ve yine Jules Verne hiç gidip görmediği bir yeri anlatırken bizler tam da oradaymış gibi hissetmekten kendimizi alamıyoruz. Romanı bize anlatan Jeorling karakteri yanında birkaç önemli karakter daha var ama bunlar sadece bu romanda mı var yoksa Poe’nin kitabında da var mı bunu bilemiyorum. Bunu bilemediğim için de bir yorum ya da birleştirme yapamıyorum bu durumda. Bilinen bir durum ise Halbrane gemisi ve mürettebatın, Arthur Pym’nin yol haritasına uyarak yaptığı maceranın anlatılması. Haliyle deniz yolculuğu ve bunun zor şartları bir yandan işlenirken diğer yandan da açlık ve isyan tehlikesi de işlenmiş. Özellikle yukarıda belirttiğim betimleme ve tasvirleri anlatmaya ise dilim dönmüyor. Okurken ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hiç gitmediği bir adadan başlayan yolculuk, diğer hayali adalar ve üstündeki hayvan ile bitkileri dahi işlemeye kadar ilerliyor. Ama en özel ve güzel kısımlardan birisini
Buzlar SfenksiJules Verne · Alfa Yayıncılık · 2014343 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2025 10. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2025 12:16
Selamun aleyküm dostlar; Ahh Hanne ve Hanne gibi olan kızlar, çocuklar... Aile; anne, baba insanın hayatını, davranışlarını, telaşlarını ve olaylara bakışını etkileyen yegane kurum her insan için. Aile Hanne' yi de yaralamıştı yaralı bir kuş misali çaresiz kalmıştı çocuk haliyle. Almanya'da geçen bir hikaye Hanneninki. Babasının annesine zulmünün sonu tahmin edilen gibi bitince aile tamamen dağılıyor. Sahi aile annenin sırtında yükseliyordu değil mi, bel kemiği idi aynı zamanda anne. Ama anne giderse ev dağılırdı bilakis öyle de oldu. Çok fazla ayrıntı verip heyecanını kaçırmak iatemem. Fakat dilinin akıcı olduğunu hikayenin herkesin kendisinden birşeyler bulacağı şekilde kurgulandığını söyleyebilirim. Sadece kitabın sanki devamı olacak gibi geldi bana çünkü bir son olmadı aslında bana göre ya da yazar okuyucuya açık kapı bıraktı hayal etmemiz için...
HanneBahadır Yenişehirlioğlu · Timaş Yayınları · 20201,646 okunma
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Uzun zamandır bu denli içime dokunan ve içimi sızlatan bir eser okumamıştım. İyi ki kitap kulüplerinde görüp okumuşum. Bir genç kızın ailesi tarafından başka bir aileye evlatlık olarak verilmesinden bir süre sonra tekrar ailesine geri gönderilmesi sürecinde yaşadıkları gerçekten inanılmaz etkiliyor okuru. Yazar o denli duyarlı ve dokunaklı bir şekilde ifade etmiş ki etkilenmemek mümkün değil.Eseri çok çok beğendim, devamı olan "Arminuta:Dönüş" ü okumak için sabırsızlanıyorum.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,154 okunma
Reklam
Reklam