Bu kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: Şamanizm hakkında bildiğimi sandığım şeylerin çoğu yüzeyselmiş.
Başta daha folklorik bir okuma bekliyordum. Davul, trans, ruh çağırma… Ama kitap ilerledikçe iş çok daha derin bir yere gidiyor. Şamanın sadece “ritüel yapan biri” olmadığını, aslında iki dünya arasında duran bir figür olduğunu anlatıyor. Hastalıkla, krizle, kimlikle ve hatta cinsiyet sınırlarıyla kurduğu ilişki gerçekten düşündürücü.
En çok etkilendiğim kısım “şaman hastalığı” meselesiydi. Bir insanın yaşadığı kriz ya da bilinç değişiminin toplum tarafından nasıl anlamlandırıldığı… Aynı olayın bir yerde “ruhsal seçilme”, başka bir yerde “akıl hastalığı” olarak görülmesi bayağı çarpıcıydı.
Bir de cinsiyet meselesine yaklaşımı var. Bazı şamanların karşı cins kıyafeti giymesi ilk bakışta küçük bir ayrıntı gibi duruyor ama aslında sınır aşma fikrinin bir parçası. Şaman zaten yaşamla ölüm, insanla ruh arasında duran biri. Cinsiyet sınırını aşması da bu yapının devamı gibi.
Uyuşturucu tartışmasına da değiniyor ama her şeyi ona bağlamıyor. Bu hoşuma gitti. Kitap genel olarak hiçbir şeyi tek bir nedene indirgemiyor. Hep daha geniş bir yerden bakıyor.
Kolay bir kitap değil, bunu net söyleyeyim. Bazı yerlerde dönüp tekrar okumam gerekti. Ama bırakamadım da. Özellikle “şaman hastalığı” ve seçilme meselesi kafama bayağı takıldı.
Şamanizmi sadece egzotik bir ritüel gibi görmekten çıkardım bu kitapla. Daha karmaşık, daha gri bir alanmış. Bence en iyi tarafı da buydu: hiçbir şeyi tek bir açıklamaya sıkıştırmıyor.