58. BÖLÜM DEVAMI...
Piyano, artık daha neşeli, daha umutlu melodiler çalıyordu. Son bağış anonsu yapıldığında, gözlerim doldu. Ağaç, ilk girdiği andaki sessiz, bembeyaz halinden eser bırakmamıştı. Artık, yüzlerce parlak, küçücük kahramanın resmiyle, ışıl ışıl parlıyordu. Her dal, bir zaferi fısıldıyordu. Alkış tufanı kulaklarımı sağır ederken, ismimin yankısını duyar gibi oldum. İstem dışı, bir sağa bir sola bakınıyordum ama yine de alkışlamaya devam ediyordum. O coşkunun içinde, omzumda hissettiğim o el dokunuşuyla irkilerek arkamı döndüm. Saatlerdir adeta köşe kapmaca oynadığım adam, Haluk, karşımdaydı. "Efendim?" diyebildim. "İnci, seninle konuşmalıyım." Sesindeki yalvaran rica, dikkatimden kaçmadı. Gözlerim hemen etrafta Serkan'ı aradı ama görünürde yoktu. "Haluk Bey, şu an ne yeri ne de zamanı. Lütfen gider misiniz?" Bir adım daha yaklaştı. "İnci, lütfen..."
İstemsizce kalabalıktan sıyrılıp, birbirimizi duyabileceğimiz bir mesafeye yürüyene kadar salondan dışarıya çıktık. Yeterince uzaklaştığımızda, "Sizi dinliyorum," dedim ve konuşmaya başladı. "Ayaküstü konuşulacak mesele değil, biliyorum. Ama acil işim çıktığı için bu gece Almanya'ya dönmeliyim. Dönmeden önce seni burada görmüşken söylemek istedim." Ben sadece dinliyordum. Çünkü başka ne diyeceğimi bilmiyordum. "İnci, yaşadıkların kolay değil. Emin ol, benimki de değildi. Senden haberim babamın hastalığı ilerleyince oldu. Maalesef babam, daha doğrusu babamız, işkolikti. Her şeyden, herkesten önce işi gelirdi. Ne zaman ki işi yürütemeyecek hale geldi, işte o zaman beni karşısına alıp seni anlattı. Hatalarını, pişmanlıklarını... Onun için iş işten geçmişti ama benim için geçmedi." Hayretler içinde, ne diyeceğimi bilemeden onu dinliyordum. Her kelimesi, kalbimin duvarlarına çarpıyordu. "Senden hemen kabul