HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -VI-
Efendim, serinin ilk yazısından beri şunun iddiasındayız, hatırlayarak devam edelim: Nereden kafalarına estiği belli olmayan bazı yorumcuların iddia ettiği şekilde, Bediüzzaman Hazretlerinin, Muaviye radyallahu anha dair bir "rezervi veya "acabası" yoktur. Risale-i Nur'da hiçbir bölüm bize böyle bir şey söylememektedir. Aksine, külliyata bakıldığında, mürşidimin Hz. Muaviye'ye bakışının diğer Sahabîlerden ayrılmadığı görülecektir. Kendisinin Sünnî bir âlim olduğu anımsanırsa zâten bundan başka bir duruşa sahip olmayacağı da kolaylıkla kabullenilecektir. Kabullenemeyenler, metinlerinde böyle bir muhalefet gördükleri için değil, hevâlarına sığdıramadıkları için kabullenememektedirler. (Yuh olsun onların nefislerine!) Evet. İşte bu yazıda da "itirazlara dayanak kılınmaya çalışılan" bir metni "ne kadar buna elverdiği yönüyle" analiz edeceğiz. Metnimiz Mucizat-ı Ahmediye Risalesi'nden. Aleyhissalâtuvesselâmın ihbar-ı gayb mucizelerinden birisine delil olmak üzere mürşidim iki hadis sevkediyor orada. Meâllerini alıntılayalım: "Hilâfet, benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır." (Müsned, 5:220, 221.) "Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak." (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.) Şimdi, bu metinlere hiçbir önyargımız olmadan baktığımızda, buradan Muaviye radyallahu anha dair bir "karalama" malzemesi çıkarılabilir mi? el-Cevap: **Doğrusu ben böyle bir şey göremiyorum. Görenin de nasıl görebildiğini anlayamıyorum. Çünkü devamı şöyle geliyor: "(...) deyip, Hazret-i Hasan'ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline
Hazreti Muaviye
Devamı: Hassas İçerik + 18
Aileden birinin tanıdığıymış tamam mı, hocanın üçüncü gözü açık sanıyorlar ama meğersem musallatlısı var ve bilgi alış- verişi yapıyorlar. Benim bu tarz insanlarla ya da işlerle alakam olmaz. Bir ara yorgun, bitkin ve sürekli hasta olduğum için nenem aradı "Senin için şeyh getirdik, gel seni okusun." dedi. Emrivaki de sevmem ve içim direkt huzursuz oldu ama ilçe değiştirmiş olduğu için ayıp olmasın ve de enerjisini ölçmek için gittim. Hoş, sonrasında nenemleri azarlamak için de gittim. O zaman perçem kestirmiştim e tabi, üçüncü gözüm tam görünmüyor. İçeri girdim, selamlaştım. Adama dönüp merhaba deyip oturdum. Öyle ağır enerji geldi ki el sıkışma dahi istemedim. Ve birine ben şeyh mevkisini layık görmemişsem istediği kadar şeyh olsun, saygım olmaz, ilgim de, sorum da, cevabım da. Direkt 1-2 m' lik mesafeden kahkülüme uzanır gibi oldu ben kendimi hem geri çektim hem de tip tip baktım. Aile temasını bile sevmezken sen kim köpek, saçıma dokunma girişiminde bulunuyorsun? Hem izinsiz hem de sebep söylemiyor. O zamanlar bu alanlarda yeniydim ama kişinin rızasının alınmasının esas olduğunu biliyorum. "Bakmam için alnınızı tam görmem lazım." dedi. "Anlamadım, neye bakmanız için? Ne alaka?" dedim. Ama her an küfür edip adamın suratına dalacak gibiyim. Sonrasında da "İzinsiz saçıma da olsa dokunmayın. O eliniz benim yakınıma o şekilde yaklaşmasın." derken içimden de "Allahım bu ne yapıyor ya da ne yapacak bilmiyorum, alanımı gizle. Görmesini reddediyorum." vs. deyip adama da "Ne yapılacağını ya da nasıl yapılacağını geçtim, izin dahi almadan neye başladınız? Bu ne kadar Allah rızası için oldu?" demiştim. Bozuntuya vermedi. Bir şeyler söyledi o an pozitif dahi olsa ne demiş olursa olsun kulak asmayacaktım. Sonradan öğrendik ki okumayı yapan musallatı, ona da muska gibi şeyler
Duygu ve Düşünce

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Enerji Çalışmalarında- Uyanış Kurslarında DİKKAT! +18
O alanlarla sıfırken direkt kurslardan başlamayın. Hocanın geçmişini -eğitim süreçlerini, eğitimlerini vs.- bilmeden ders almayın. Sizden çalışmalar için izin istendiğinde açık ve net şekilde izin verin: "Sadece bu bilmem ne çalışması için izin veriyorum." ile "İzin veriyorum." hiç aynı şey değil. Güzel alanlar ve bilinç olmasına rağmen bilinçsizlik çok fazla. Şifa ya da bilgi sağlayayım derken musallatlanırsınız ve direkt farkında da olmazsınız. Özellikle para verdiğiniz konserlere dahi dikkat etmeniz lazım: Özgür irade yasası var ve siz para verince oradan almaya gönüllü hale geliyorsunuz. Katılım için belirlenen ücretse ücreti sağlayınca bilerek ya da bilmeyerek katılmış oluyorsunuz... O yüzden yavaş ama emin adımlarla gidin. Hakikati bulayım derken belanızı bulmayın. En çok çocuklara dikkat edin: Korku halinde olanlara, soyutlanmış olanlara, üzgün- acılı olanlara, tembelken birden başarılı olanlara, biriyle konuştuğunu -soru/ cevap- söyleyenlere, canlı ve kıpır kıpırken birden sessizleşip melankoli hâle girenlere... Onlar tam ne olduğunu anlar ya da anlamaz ama siz anlamak zorundasınız. Bazıları çocukluktan yetişkinliğe kadar fark etmemiş veya fark ettirilmemiş oluyor. Bazılarına ise birkaç hafta sonra dahi ya kendini ya da çevresindekileri oldürtüyorlar: Tesir gücüne bağlı. Kapanık oluyor, soğukluk hissetmeye başlıyor, uyuyamıyor, karanlığa çekiliyor, simsiyah giyinmeye başlıyor, bir anda mutlu bir anda suratsız oluyor, Kuran okuyup sevinç gözyaşı akıtırken çocuk ama delirmiş çocuk aklına benziyornsonralarda asla tahammül edemiyorlar ne insanlarla görüşmeye, ne gülmeye, ne sirke kokusuna vs. öfke patlamaları, saldırganlaşma, bakışları ve yüzü tuhaf vs. oluyor. O hayattan koptuğunda ya da kopardığında çok geç oluyor. Türbeye almışlardı içine girmedi. Hocalardan
Duygu ve Düşünce
Reklam
Merhaba arkadaslar kanalıma hosgeldiniz bugün videomuzd- bi dk intro yanlış oldu. Evet merhabalar efndm canım bitanem tostum daddy boss isteği üzerine kendim hakkında bir şeyler yazdıgım bir ileti ile tekrar karsınızdym. Nasıl başlasam bilemedim ama sanırım yine genel karakterim ve sevip sevmediğim şeyler hakkında konusurum. Öncelikle daha önceden çok fazla kişiliğim oldugunundan bahsetmiştim.(bipolar bozukluk olabilir (şaka🙂)) Bu benm ana hesabım değil tabkide bunu artık çoğunuz biliosunuz fln ve eğer dikkatli bakıp ipuçları bulup falan ana hesabımı öğrenmeye çalısırsanız orası biraz zor çünkü burdan tam bağımsız bir şekilde işleyen bir yer orası🤧🙏🏼 Genel olarak bunu karaktersizlik olarak algılamayın o çok daha farklı bir şey tabi benim kişilik farklılıklarımın sebepleri üzerine biraz düşündüm ve bunu burada açmaya karar verdim. Şimdi öncelikle main hesabımda olan ve bu hesabımda bilen insan sayısı az ve birbirinden bağımsız yürütmeye devam ediyorum tabikiside. Orada konuştuğum insanlarla konuşurken cümle yapılarım ve tarzım olsun bambaşkadır. Burada kişiliğim biraz daha çocuksu ve içimde kalan bıkkınlığı bir şekilde parçalama arzusu aslında. Bunuda hayatımdaki olaylara ve çevreme bağlıyorum diyelim. Gerçek şu ki bu heesabı açmadan önce daha melankolik ve çocuksu tarafımdan kaçan bir yapım vardı. Kafamın içinde boğulmuş ve her gece ağlayıp zırlayan biriydim. Daha sonra burayı açtım ve diğer kişiliğimden biraz sıyrılıp burada kafa dağıtma imkanı buldum. Fazlaca insan tanıdım ama şimdi şunu açıklamak isterim (lütfen kişisel algılamayın veya benden uzak durmayın çünkü bu benim normalim) bana kalsa bu hesabı hiç açmak istemezdim yani başa dönseydim. Hiç kimseye bulaşmak istemiyorum ve arkadaş konusuna gelirsek gerçekten herkesten uzak kalmak istiyorum. Bu insanların
Çıplak ve Yalnız 👇 🔍Biraz iddailı bir giriş olacak ama bendeki okuma alışkanlığının temelini atan, bana kitapları sevdiren isimdir Hamdi KOÇ. O yüzden ne yazsa okudum, bundan sonra da ne yazsa okuyacağım😌 Hak ettiği kıymeti göremeyen yazarlardandır. Yarattığı karakterlerin doğallığı, samimiyeti beni benden alır. ​İşte o unutulmaz karakterlerden birisi de Çıplak ve Yalnız’ın Mesut Akarsu'sudur. Hamdi Koç’un yeni çıkan kitabının ( Zarar Vereceksin), bu kitabın devamı olduğunu öğrendiğimde duyduğum heyecanı anlatamam🫠 Bu nedenle de Çıplak ve Yalnız'ı tekrar okumaya daha doğrusu bu sefer dinlemeye karar verdim. Zamanında bayılarak okuduğum Mesut karakteri ile 9 sene sonra yeniden buluşmak harika bir nostalji oldu. 📌​Peki kimdir bu Mesut Akarsu? Mesut, hayatın dışına fırlatılmış ve orada unutulmuş acayip orijinal bir karakter. Kitap; onun kendi iç dünyasıyla, geçmişiyle, yalnızlığıyla ve çıplak gerçeklerle yüzleşmesini anlatıyor. ​Öyle klişe, kusursuz bir kahraman beklemeyin; Mesut bencil, zeki, tembel, zaafları olan ama bir o kadar da bizden birisi. Varoluşsal sancılarını, o kendine has mantık yürütmelerini okumak (dinlemek) yine muazzam bir zevkti. ​Şimdi Mesut'un maceralarına kaldığı yerden, yeni kitapla devam etmek için gün sabırsızlanıyorum😏 ​Eğer henüz fırsatınız olmadıysa, Hamdi KOÇ'un kalemi ve Mesut Akarsu karakteri ile en kısa zamanda tanışmanızı dilerim. 😌
Geçmişim koca bir muamma ve ben yaralarla doluyum
58. BÖLÜM DEVAMI... Piyano, artık daha neşeli, daha umutlu melodiler çalıyordu. Son bağış anonsu yapıldığında, gözlerim doldu. Ağaç, ilk girdiği andaki sessiz, bembeyaz halinden eser bırakmamıştı. Artık, yüzlerce parlak, küçücük kahramanın resmiyle, ışıl ışıl parlıyordu. Her dal, bir zaferi fısıldıyordu. Alkış tufanı kulaklarımı sağır ederken, ismimin yankısını duyar gibi oldum. İstem dışı, bir sağa bir sola bakınıyordum ama yine de alkışlamaya devam ediyordum. O coşkunun içinde, omzumda hissettiğim o el dokunuşuyla irkilerek arkamı döndüm. Saatlerdir adeta köşe kapmaca oynadığım adam, Haluk, karşımdaydı. "Efendim?" diyebildim. "İnci, seninle konuşmalıyım." Sesindeki yalvaran rica, dikkatimden kaçmadı. Gözlerim hemen etrafta Serkan'ı aradı ama görünürde yoktu. "Haluk Bey, şu an ne yeri ne de zamanı. Lütfen gider misiniz?" Bir adım daha yaklaştı. "İnci, lütfen..." İstemsizce kalabalıktan sıyrılıp, birbirimizi duyabileceğimiz bir mesafeye yürüyene kadar salondan dışarıya çıktık. Yeterince uzaklaştığımızda, "Sizi dinliyorum," dedim ve konuşmaya başladı. "Ayaküstü konuşulacak mesele değil, biliyorum. Ama acil işim çıktığı için bu gece Almanya'ya dönmeliyim. Dönmeden önce seni burada görmüşken söylemek istedim." Ben sadece dinliyordum. Çünkü başka ne diyeceğimi bilmiyordum. "İnci, yaşadıkların kolay değil. Emin ol, benimki de değildi. Senden haberim babamın hastalığı ilerleyince oldu. Maalesef babam, daha doğrusu babamız, işkolikti. Her şeyden, herkesten önce işi gelirdi. Ne zaman ki işi yürütemeyecek hale geldi, işte o zaman beni karşısına alıp seni anlattı. Hatalarını, pişmanlıklarını... Onun için iş işten geçmişti ama benim için geçmedi." Hayretler içinde, ne diyeceğimi bilemeden onu dinliyordum. Her kelimesi, kalbimin duvarlarına çarpıyordu. "Senden hemen kabul
1000Kitap
Ömer radyallahu anh bir gün Kâbe civarında el-Hakka suresini okumakta olan Resulullah’a (sav) rast gelir. Resulullah haremde tebliğ gayesiyle başkalarının da duyacağı şekilde Kur’an okurdu. Ömer, Hz. Peygamber’e (sav) sezdirmeden onun arka tarafında bir yerde yere çömelerek onu dinlemeye başlamıştı. Kur’an-ı Kerim’in üslubu, fesahat ve belagati onu büyülemişti. Şu ayetleri dinleyen Hz. Ömer arka arkaya birçok yorum yapmaya çalışarak kendisini Kur’an’ın etkisinden kurtarmaya çabalamışsa da zihni, aklı ve kalbi karmakarışık olmuş ve bir takım düşüncelere dalmıştı. Ayetler son derece etkileyici idi. Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Saltanatım (güç ve kuvvetim), da yok olup gitti. (Allah, şöyle der:) Onu yakalayıp bağlayın. Sonra onu cehenneme atın. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu. Çünkü o, azamet sahibi Allah’a iman etmiyordu. Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu.
1000Kitap
Reklam
Reklam