" Bir avuç eşkiya " , " Ordudan kovulmuş bir kaç serseri " , muzaffer bir dünyaya karşı zafer kazanabilir mi?
Bir kere, kendilerinden uzakta, kendilerinin yardımına muhtaç olmadan " zafer " değil, " aferin " kazanmak olur mu?
Bu sözler kitaba damgasını vuruyor herhalde. O sebeple Kemal Tahir'in bu sözleriyle başlamayı uygun gördüm.
İstanbul’un işgali sırasında Türklerin işgal yıllarındaki tavırlarını anlatıyor kitap. Farklı tipte insanlarla ile karşılaşmak mümkün. İstanbul Hükümetinin tarafını tutanlar, Kuvayi Milliyeciler ve her şeyi oluruna bırakan vurdumduymaz insanlar. Bu üç tip insanın olaylara bakışlarını, düşüncelerini görebiliyorsunuz. Baş kahramanımız olan Kamil Bey’in şahsında ise ideal Türk aydınında bulunması gereken tüm özellikler toplanmış durumda.
Batı kültürü ile yetişen Kâmil Bey’in İstanbul’a gelerek fikirlerinin nasıl değiştirdiğini ve milli mücadeleyi nasıl desteklemeye başladığını, bunun için neler yaptığı öyküleştirilmiş. Hikaye arasına tarihi veriler o kadar güzel yerleştirilmiş ki hem adlarıyla hem tarihleriyle kronolojik olarak aynı anda kurtuluş mücadelesine de tanık oluyorsunuz okurken.
Olay örgüsünden ziyade ana konuyu vermek daha doğru olur, hikayeyi buyrun sizler de okuyun.
Ben devamına başladım bile. Esir şehrin mahpusu üçlemenin ikinci kitabı :)