Neye dalıp gittin öyle? Güneşe.
Güneş her zamanki güneş değil mi?
Sana böyle hayretle baktıran nedir?
Her zamanki güneş değil. Dünkü değil, yarınki de değil. Bugünkü desem, bugün ne, onu da bilmem. Etrafında dönüp duruyor. Deveran ediyor bütün gökyüzü. Yerdekiler de ona muhtaç. Onca alemin ışığını sinesinden çıkarıp veriyor. Ben de nice zamandır toplarım güneşi. Ona her baktığımda gönlümü görürüm. Sevgimi, hasretimi, acziyetimi ışığıyla mühürler. İyi ama, ama her zaman böyle dile getiremem. Her zamanki güneş değil o yüzden.
Dile gelmesi için sevginin, önce coş etmesi lazım derler. Kalp barajını yarıp geçip, sel olup bütün vücudu önüne katıp götürmesi lazım derler.
Kalp sevgiyle doluysa sel olup akmak için ne bekler? Neden durur? Sevgi oradayken neden oyalanır?
Bir vakti olsa gerek. Vaktinin de bir hikmeti olsa gerek. Aşılacak engel, geçilecek sınav vardır kim bilir. Doğru, doğru. Ham yürekle gidilmez sevgiliye.
Peki ama insan o vakti nasıl bilir?
Artık durulmaz olunca vakit kendini belli eder muhterem. O vakit, yol kolaylanır bazen. Bazende en sarpından bir dağ dikilir önüne. Bazen içindedir aşman gereken engel, bazen dışarıda. O vakit geldiğinde kalp kendini belli eder.