NEVÎ ŞAHSINA MÜNHASIR BİR MÜNASEBET NEVÎ...
(...) **“Karşımda rüzgârın tesiriyle bir ağacın yapraklarının kımıldadığını görüyorum… Hiç değilse bu intibâımı, bu sûretle naklediyorum. Fakat kullandığım tabirde ağacı ve onu sallayan rüzgârı zikrediyor, hâdisenin fizikî bir izâhına da girişmiş oluyorum. Hattâ bu izâhı daha da ileri götürerek, aynı maksatla yaprakları kımıldatan muvazenenin kanunlarını, ışığın yayılma kanunlarını, ışık intibâına ve sinir uyarılışının nakline âit kanunlara vesaire gibi, daha birçok şeyleri sayıp dökebilirim. Halbuki bir yandan geçmiş tecrübem, bir yandan da öğrenebildiğim kadar fizik ilmi sayesinde, derme çatma meydana getirdiğim bu fizik realiteleri, fazla olarak da "kavrayışım" dışındaki varlıklarını iddia ettiğim birtakım nesnelerin karşılıklı tesirlerine dayanan bütün bu izâhı ben, şimdi bir yana bırakmak istiyorum; yalnız ve ancak görünenle, fenomenle, bu saf ve yaşanmış intibâ, yâni akışla yetinmeyi arzu ediyorum. Fakat bu tasviri yaparken ben, yalnız dış dünyayı düşünen fizikçinin aksine olarak, intibâımı, ne onu duyan şuurumdan, ne de vücudumdan ayıramam; intibâımı, kendimle eşyanın birlikte ve aynı zamanda verilmiş bir varlığı, bir "birlikte hazır bulunuş"u gibi yaşarım. Bu münasebet, sebep-netice arasındaki "determinist-muayyeniyetçi" bir bakışa mevzu münasebetten apayrı olan nevî şahsına münhasır bir münasebet nevîdir; çünkü, yaşanmış tecrübelerden meydana gelme bütün bu sayısız akışlara âlem ve dünya adını verirsek, bu âlem bensiz olamayacağı gibi, ben de onsuz olamam; âlem benim varoluşumla var… Fizikçinin görüşünü benimseyerek, benliğimizi vücudumuzdaki cisimlenişinden, vücudumuzu dünya içindeki varlığından ve dünyadaki nesneleri de, birbirinden tecrit edişimiz, sırf ayırma yoluyladır. Öyleyse bu görüş, fizikçinin âlemini ortadan kaldırmak değil de, bu âlemi muvakkaten
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Atomlar Üzerine
Bilim tarihini tek bir önemli cümleye indirgemeniz gerekse, o cümle "Her şey atomlardan yapılmıştır" olurdu. Onlar her yerdedir ve her şeyi onlar oluşturur. Çok uzun yaşadıklarından atomlar defalarca deveran eder. Sahip olduğunuz her bir atomun size gelene dek birkaç yıldızdan geçtiğini,milyonlarca organizmanın parçası olduğuna kesin gözüyle bakabilirsiniz. Her birimiz atom açısından o kadar zenginiz ve öldüğümüz zaman öyle etkin bir geri dönüşüm sürecine gireriz ki atomlarımızın önemli bir miktarı( kişi başına tahminen bir milyar kadarı) muhtemelen bir zamanlar Shakespeare'e aitti.1 milyar atom da her birimize Buda'dan, Cengiz Han'dan ve adlarını sıralamak isteyeceğiniz başka bir sürü tarihi şahsiyetten geldi( Bunların maziye karışmış zat-ı muhteremler olmaları şart tabii çünkü bir kişiye ait tüm atomların tekrar paylaştırılması onlarca yıl alır yani siz ne kadar isterseniz isteyin henüz Elvis Presley'le birleşmiş olamazsınız) Demek ki hepimiz kısa ömürlü olmakla birlikte, reenkarnasyonlarız. Öldüğümüz zaman atomlarımız dağılır ve başka yerlerde yeni kullanımlar bulmak (bir yaprağın ya da başka bir insanın veya bir çiğ damlasının parçası olmak) üzere çekip giderler. Bununla birlikte kendileri neredeyse sonsuza dek yaşar. Bir atomun ne kadar uzun yaşayabileceğini kimse tam olarak bilmiyor ama Martin'in Rees'e göre ömürleri yaklaşık 10 üzeri 35 yıldır: Benim bile bilimsel yazımına başvurmaktan çekinmeyeceğim kadar büyük bir sayıdır bu. Üstelik atomlar çok miniktir hem de nasıl minik yarım milyon atom omuz omuza dizilse bir insan tüyünün arkasına saklanabilir. Böyle bir ölçekte tek bir atomu hayal etmek esasen imkansızdır, ama elbette denemekte özgürüz...
Sayfa 120
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
N'olucak bu "Memleket Meseleleri"
Ne konuşursak konuşalım muhakkak bir yerinden sızar lafa "memleket meseleleri". Hepimizin zihninde bir yerde hep aynı sual deveran etmekte: "Ne olacak bu memleketin hali?" Türkiyeli olmak, bu kadim soruya cevap aramaktan vazgeçememek demek değil mi biraz da?
Sayfa 35·Kitabı okudu
Alıntı
Tüm mahlûkatın karşılığı vardır ve onlar çifttir. Ancak Allah (cc) tektir ve O’nun mukabili yoktur. O, çiftler yaratan tektir. Kalp, şeytan ile melek arasında deveran edip durur.
Seni bölmek haksızlık olurdu..
“ Ve konuş Varsa eğer yazgımızın beş duyusu Yazgı dediğimiz şeyin deveran ediyorsa kanı Söyle ona vazgeçsin beni üstümden esip yönetmekten Bana diş geçirsin de anlasın bakalım hangimiz daha kekre Çarpayım gözüne bir, kulaklarını çınlatayım hele Uzaktan işmar edip durmasın bana Gelsin bana dokunsun Alnının çatında değil belki Ama bir iriminde aklının kalsın kokum ”
Alıntı
Yaşamak yaralanmaktır bazen. Bazen yarım kalmaktır. Ardına bakmadan yürümektir ve bazen de derin bir kuyuda beklemektir. Beklemek insanın hakikatlerinden biridir, asla kaçamaz ondan. Kimi saadetin kapısında bekler, kimi de yaklaşan kederin kıyısında. Kimi beklemekten yorulur ve kimi de beklemeye öyle alışır ki kıpırdayamaz yerinden, beklemekte olduğunu unutur. Yaşamak aynı satıhta deveran eden hallerdir. Fakat düz bir hat yok insan hayatında. Daima engebeli, yokuşlardan aşağı ve bazen de yukarı doğru kıvrılır hayat. Bu yolda yürür insan, yürümek zorundadır. Durursa düşer çünkü, koşarsa tökezler. Fakat düşmek de bahtında var onun, tökezlemek de. Kanamak da var iyileşmek de. Her adımın arkasında bir başka merhale var.
Sayfa 9·Kitabı okudu