"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu."
Oscar Wilde
Selahattin Yusuf'un Karadeniz'de geçen çocukluğunu anlattığı romanı okuyucuyu bazen güldürüyor , bazen üşütüyor , acıtıyor ve derinden sarsıyor .
doğu karadeniz’in ücra orman köylerinden birinde
yazarın askerlik yaptığı dönemde tuttuğu notlardan oluşan bu kitapta ; goethe , nietzsche, dostoyevski , jack kerouac , dino buzzati , kafka gibi neredeyse bütün kitaplarını okuduğum yazarları bulacağımı hiç tahmin edemezdim .
bu kitabı elime aldığımda standart askerlik anıları ve günlük rutinler dışında : kitabı yazan çok okuyan bir yazar olduğu için , onun bakış açısıyla yazılmış belki dramatik bir günlük olduğunu düşünmüştüm değilmiş.
eruh halk kütüphanesini merak ediyorum şu an.
"bilgi acıdır ; o arttıkça mutsuzluk da artar. ama yine de
" amor fati " kaderini sev
bu kitap sayesinde daha önce adını duymadığım ludwig wittgenstein'ı keşfettim .
"insan üzerinde konuşamayacağı şey karşısında susmalıdır"
alıntısını paylaşmış
" woven man nicht sprechen kann , darüber muss man schweigren "
bütün günümü internette adı altında çıkan sayfaları okumakla geçirdim .
bir cümle dikkatimi çekiyor sonra söyleyenin izinde oradan oraya sanal dünyada okumaya başlıyorum.
bu cümlenin kimi felsefe tarihçileri tarafından "felsefenin ölümü" olduğunu söylediklerini öğreniyorum.çünkü hiçbir filozof
"bu konu üzerinde konuşulmaz ,susmamız lazım " dememiş.
fernando pessoa hayranlarının özellikle okumaları gereken bir kitap
fernando pessoa tarafından yaratılan hayali bir kahraman olan ricardo reis'in, pessoa öldükten sonra brezilya'dan portekiz'e göç edip buradaki yaşamını anlatıyor .
selahattin yusuf'un ismet özel'i anlattığı kitaptır .
aynı zamanda kitabın ismini bizzat ismet özel koymuş .
benim gözümde ; anlatılan da anlatan da çok değerlidir .
tavsiye ederim .
selahattin yusuf’un ilk kitaplarından biridir.
1996 yılında yazdığı bu kitapta o günlerin izleri var.
özellikle yaşı 30 üzeri olanlar okurken sık sık gülümseyecek o yıllara gidip gelecekler. bende böyle bir etkisi oldu .
kısa kısa konulardan oluşan sohbet havasındaki bu kitabı okurken her başlığın ayrı birer kitap olmasını dilemiştim .
bende pringless tadı bıraktı .
birkaç tane yersin ve bitirene kadar elinden bırakamazsın bitince de doymazsın ya öyle işte.
zaman çabuk geçiyor ve günün telaşına kapılıyor dünü unutuyoruz, çocukluğumuzu, ilk gençliğimizi o günlerde sıradan olan ama şimdi hatırlayınca çok komik gelen şeyleri hiç düşünmüyor ve konuşmuyoruz.
kitabın girişinde selahattin yusuf’un shakespeare’den alıntısı gibi :
‘zaman çığrından çıktı”