ertesi gün, gerçekten de henüz yaşıyordu. ama iki hafta sonra ise, ölüm döşeğinde can çekişiyordu. kadın ve bu genç kız her gün onu ziyaret ediyordu.
sadece ağır yaralıların alındığı büyük çadırda, onun pis ot minderinin yanına çömelip saatlerce oturuyorlardı.
rahipler yorgun halde oraya buraya koşturuyor, ara sıra adamlardan birini bir tahta üzerine koyup, kolunu ya da bacağını kesmek üzere özel bir yere götürüyorlardı. yaralının şansı varsa afyon, haşiş, sütleğen, adamotu kökü ya da bânotu ile karıştırılmış egzotik ilaç hammaddeleri bir havlu üstüne damlatılarak, yaralı bayılıncaya dek yüzüne konuyordu.
ancak yaralıların sayısının çokluğu nedeniyle, bu uyuşturucuların eksikliği çekiliyor ya kesilecek organ uyuşturulmadan kesiliyor ya da hasta kendinden geçene kadar acıdan bağırıp duruyordu.
organın kesilen yerinin hemen üst kısmına sıkı sıkıya bağlanan deri kemer, birkaç saat sonra hastadan alınıyordu. o zaman da, sık sık yeniden şiddetli kanamalar oluyordu.
çoğu durumlarda kanama ancak, kor halindeki bir bıçakla yaranın dağlanması suretiyle durdurulabiliyordu.
o zaman hasta yeniden bağırarak bayılıyordu. yanık et kokusu, ilaçların keskin kokusu ve ölüm döşeğinde yatan hastanın, kimsenin temizlemeye zaman bulamadığı, dışkı artıklarının kokusu çevreye yayılıyordu.