Fatih Altaylı, son konuşmasında ton olarak saçmalasa da, arada Devlet Bahçeli’ye mantıklı bir soru sordu: “Ne değişti de Öcalan’la anlaştınız?”
Cevap basit: Devletin akıllı ve iyi niyetli kadroları, art niyetli ve ahmak kadrolarını yendi.
Devleti etkileyen herkes birbirine tıpatıp benzemez; her birey farklı derecede cesaret, dürüstlük veya zekâ düzeyine sahiptir.
Akıllı olan askerlerimiz, istihbaratçılarımız, hâkimlerimiz, diplomatlarımız, polislerimiz ve siyasetçilerimiz şu hayati gerçeğin rehberliğinde yol alıyor: Komşu ülkeleri de içeren Kürt coğrafyası yerle bir edilmedikçe, PKK’nin silahlı kanadı yenilemez. Daha da önemlisi, PKK yenilse bile yurt dışında milyonlarca sempatizanı vardır. Bu kitle, yurt içindeki hemcinsleriyle birlikte toplumsal barışı sürekli tehdit eder. Oysa diyalog ve hukuk yoluyla PKK sorunu sistematik bir şekilde ve kolaylıkla çözülebilir. Devlet adamlığı ve millî çıkar da bunu gerektirir.
Burada çok tuhaf bir durumun şahidiyiz: Milliyetçi, hatta ırkçı olarak bilinen bir partinin lideri, sözde “entelektüel” sayılan birçok kişiden daha mantıklı, merhametli ve mütevazı tepkiler veriyor.
Eğer bugün Bahçeli istifa edip “Adalet ve Özgürlük” adında bir parti kursa, MHP’nin başına da Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ya da Fatih Altaylı geçse, artık kimse yadırgayamaz.
Çünkü Özdil gibi “entelektüeller” gerçek anlamda entelektüel değil; siyasî ideologlardır. Bu yüzden kişisel hürriyet konusunda bu denli totaliter, faşizan ve bağnazlardır. İstedikleri, Türklüğü yaşamak değil; Kürtlüğü yaşatmamak. Kürt dili, kimliği ve kültürü de; Arnavut, Boşnak, Çerkes, Ermeni, Gürcü, Hırvat, Laz, Rum, Sırp, Süryani ve Tatarlarınki gibi kaybolsun istiyorlar. Çünkü onlara göre millî birlik böyle kuvvetlenir, ekonomi böyle kalkınır, hukukun üstünlüğü böyle sağlanır! Yani,