Ali Şîr Nevâî (1441 - 1501), Türk edebiyatı ve kültür tarihinin en parlak, en nüfuzlu şahsiyetlerinden biridir. Sadece bir şair değil; aynı zamanda büyük bir devlet adamı, dil bilimci, mütefekkir ve hamidir. ​Çağatay (Klasik Çağ Doğu Türkçesi) edebiyatının zirve ismi kabul edilir ve bu döneme onun etkisinden dolayı "Nevâî Çağı" da denir. ​İşte Ali Şîr Nevâî hakkında bilinmesi gereken temel noktalar: ​1. Dil Davası ve Muhâkemetü’l-Lugateyn ​Nevâî’nin Türk kültür tarihindeki en büyük hizmetlerinden biri, Türkçenin bir edebiyat ve bilim dili olarak rüştünü ispat etme mücadelesidir. ​Eseri: En ünlü eserlerinden biri olan Muhâkemetü’l-Lugateyn (Dillerin Karşılaştırılması) adlı kitabında, Türkçe ile Farsçayı karşılaştırmıştır. ​Tezi: Dönemin aydınları arasında Farsça şiir yazma modası yaygınken, Nevâî Türkçenin kelime hazinesi, derinliği ve anlatım gücü bakımından Farsçadan geri kalmadığını, aksine birçok yönden daha üstün olduğunu savunmuştur. Şairleri Türkçe eserler vermeye davet etmiştir. ​2. Edebi Dehası ve "Hamse" Sahibi Oluşu ​Nevâî, Türk edebiyatında ilklerin adamıdır. Çok üretken bir yazar olup arkasında otuz civarında eser bırakmıştır. ​İlk Hamse: Türk edebiyat tarihinde ilk "Hamse"yi (beş mesneviden oluşan büyük eserler bütünü) yazan kişidir. Bu mesneviler arasında Ferhad ü Şirin ve Leylî vü Mecnun gibi şaheserler yer alır. ​Divanları: Hayatının farklı dönemlerini yansıtan dört ayrı Türkçe divan (şiir kitabı) ve bir adet Farsça divan oluşturmuştur. ​Tezkire: Türk edebiyatındaki ilk şairler tezkiresi (biyografi kitabı) olan Mecâlisü’n-Nefâis’i kaleme almıştır. ​3. Devlet Adamlığı ve Kültür Hamiliği ​Nevâî sadece fildişi kulesinde oturan bir şair değildi. Dönemin Timurlu Devleti hükümdarı ve aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan Sultan Hüseyin Baykara’nın yanında uzun
1000Kitap
Ertuğrul Gazi, üç kıtaya ilim ve adalet yayan cihan devleti Osmanlı’nın kurucusu Osman Beyin babasıdır. Dolayısı ile o, altı asır boyunca, İslam’a hizmet eden, adalet ve merhametiyle dünyaya medeniyet götüren Osmanlı Devleti’nin temelini atan mihenk taşıdır. O, Allah ve Muhammed aşkıyla çıktığı yolda ömrünün sonuna kadar İslam’a hizmet etmiş, 1281 senesinde Söğüt’te Hakka yürümüştür. Söğüt’teki kabri açık mezarken I. Mehmet tarafından türbe hâline getirilmiş, II. Abdülhamid tarafından yeniden onarılarak yanına çeşme yaptırılmıştır. Elli sene beylik yapan Ertuğrul Gazi, kimsesizleri giydirip donatan, fakirlere, düşkünlere yardım eden biridir. Cömert, şefkatli, âdil, sabırlı ve faziletli bir insan olan Ertuğrul Gazi, devlet adamlığı gibi meziyetleriyle de kendinden sonraki liderlere örnek olmuştur. Ertuğrul Gazi, oğlu Osman Gazi’ye küçük bir beylik, tecrübeli kumandanlar ve iyi bir nam bırakmıştır. O, hayatını milletine adamış büyük bir devlet adamı ve gönül sultanıdır.
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fatih Sultan Mehmet Han fiziki görünüşü;geniş omuzlu,uzun boylu, güçlü, savaşçı,heybetli bir hükümdardı.Cesareti ve kararlılığı ise tüm dünya tarihinde ortak bir noktadır. Bu tasvirler, Fatih Sultan Mehmet'in ne kadar etkileyici bir figür olduğunu ve tarihte bıraktığı derin izleri gösteriyor. Devlet adamlığı ve farklı kültürlere dillere ilgi duyması sanata tarihe ilgisi ve İslamın sancağını taşıması onu gerçek anlamda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hükümdarı yapıyor. Allah Rahmet eylesin 🇹🇷
Devlet adamlığı soyluluk isteyen bir sanattır. Demokrasi bir aydınlar yönetimidir (Cahit Tanyol)
Milletimiz devletimiz, Devletimiz Milletimdir
Fatih Altaylı, son konuşmasında ton olarak saçmalasa da, arada Devlet Bahçeli’ye mantıklı bir soru sordu: “Ne değişti de Öcalan’la anlaştınız?” Cevap basit: Devletin akıllı ve iyi niyetli kadroları, art niyetli ve ahmak kadrolarını yendi. Devleti etkileyen herkes birbirine tıpatıp benzemez; her birey farklı derecede cesaret, dürüstlük veya zekâ düzeyine sahiptir. Akıllı olan askerlerimiz, istihbaratçılarımız, hâkimlerimiz, diplomatlarımız, polislerimiz ve siyasetçilerimiz şu hayati gerçeğin rehberliğinde yol alıyor: Komşu ülkeleri de içeren Kürt coğrafyası yerle bir edilmedikçe, PKK’nin silahlı kanadı yenilemez. Daha da önemlisi, PKK yenilse bile yurt dışında milyonlarca sempatizanı vardır. Bu kitle, yurt içindeki hemcinsleriyle birlikte toplumsal barışı sürekli tehdit eder. Oysa diyalog ve hukuk yoluyla PKK sorunu sistematik bir şekilde ve kolaylıkla çözülebilir. Devlet adamlığı ve millî çıkar da bunu gerektirir. Burada çok tuhaf bir durumun şahidiyiz: Milliyetçi, hatta ırkçı olarak bilinen bir partinin lideri, sözde “entelektüel” sayılan birçok kişiden daha mantıklı, merhametli ve mütevazı tepkiler veriyor. Eğer bugün Bahçeli istifa edip “Adalet ve Özgürlük” adında bir parti kursa, MHP’nin başına da Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ya da Fatih Altaylı geçse, artık kimse yadırgayamaz. Çünkü Özdil gibi “entelektüeller” gerçek anlamda entelektüel değil; siyasî ideologlardır. Bu yüzden kişisel hürriyet konusunda bu denli totaliter, faşizan ve bağnazlardır. İstedikleri, Türklüğü yaşamak değil; Kürtlüğü yaşatmamak. Kürt dili, kimliği ve kültürü de; Arnavut, Boşnak, Çerkes, Ermeni, Gürcü, Hırvat, Laz, Rum, Sırp, Süryani ve Tatarlarınki gibi kaybolsun istiyorlar. Çünkü onlara göre millî birlik böyle kuvvetlenir, ekonomi böyle kalkınır, hukukun üstünlüğü böyle sağlanır! Yani,
"Devlet adamlığı, öldükten sonra da devam eden bir şey." D.C.