Eh devlet adamlığı da zaten sır saklamayı gerektirirdi.
Devlet adamlığı da zaten sır saklamayı gerektirirdi.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Bence 1923'te yaptığımız, yarım kalmış bir Milli Demokratik Devrim'di. Atatürk'ün dehası, büyük devlet adamlığı sayesinde bir hayli yol kat ettiysek de onun ölümüyle, henüz tamamlanamamış devrimci sürecin önü kesildi. 1946'dan bu yana mütemadiyen geri sayıyoruz. Bir başka deyişle, karşıdevrim alan kazanıyor. Adnan Menderes'in açtığı ABD'nin uydusu olma yolu, Süleyman Demirel tarafından büyük bir hızla koşuluyor. Ülkeden silah zoruyla kovulan emperyalizme, işbirlikçiler tarafından göbekten bağlı hale getirildik. Tam tarifini yapacak olursak, yarı sömürge bir ülke durumundayız. 1960 İhtilali'yle bunun önüne kısmen geçildi ama Amerikancılar iktidarı devralır almaz büyük bir pişkinlikle kaldıkları yerden rollerini oynamayı sürdürdüler. Bugünse, ihtilalin bütün kazanımlarını yok sayıyorlar. Bu nedenle bizim yapmamız gereken Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923'te başlattığı Büyük Devrim'i yerli yerine oturtmak, bıraktığı yerden sürdürmek ve bir daha geri dönülmesine olanak vermeyecek şekilde kökleştirmek. Türkiye'nin önündeki adım Milli Demokratik Devrim'i tamamlamak olmalı."
Devlet ADAMLIĞI....
Çok tarih kitabı okumanın verdiği ra­hatlıkla konudan konuya atlar, arada bir de devlet adamlığı­nın nasıl olması gerektiğine dair misallerle çevresindekileri adeta eğitir, yetiştirirdi.
Hayatı boyunca sadeliği benimsemiş, gösterişten süsten daima kaçınmış, hatta bir bayram sabahı cicilerini giyip el öpmeye gelen sevgili oğlu Süleyman'ı "Anаna giyecek bir şey bırakmamışsın be oğlum!" diyerek azarlamış bir padişah olan Yavuz Sultan Selim, İstanbul'a girişinde tezahürat filân istemiyordu. Bunu vezirlerine de söylemişti; ancak İstanbul halkının günlerdir bu anı beklediğini, aylardır zafer şenlikleriyle gece gündüz şehrin çalkalandığını, kendisine tezahürat yapılmasını engelleyemeyeceklerini bildirdiler. Son derece sıkılan Yavuz Selim, biz bunca meşakkate, alkış uğruna katlanmadık. Halis niyetimiz, rızayı İlâhîdir." diyerek, bir gün sonra merasimle girmesi gereken şehre, gece vakti, yanına sadece birkaç kişi alarak girdi. Bir sandalla karşıya geçti ve gizlice saraya yerleşti. Bugün her gittiği yerde tantanalı merasimlerle, âdeta "Mısır Fatihi" gibi karşılanan, daha doğrusu kendilerini karşılatanları ve alkışlatanları düşünüyoruz da, aradaki korkunç devlet adamlığı farkını görüyoruz... Gerçekten alkışlanmayı hak edenlerin alkıştan kaçması ne kadar tabiî ise, alkışı hak edecek hiçbir şey yapmayanların da alkışa susaması ve koşması o kadar tabiîdir. Bir tarafta gerçek büyüklüğün engin tevazuu, diğer tarafta "büyük görünme hırsının sahte tantanası vardır.”
Sayfa 90 - Mısır seferi sonrasında… / syf:89-90·Kitabı okudu
Alıntı
Osmanlı önem vermedi
Kolay değildir devlet adamlığı. Devletin herhangi bir yerinde makam ve unvan sahibi olmak olmadığı gibi; makamın çok yüce, unvanın çok şaşaalı olması da değildir. Becerikli politikacı falan olunur ama devlet adamı hiç olunmaz. Çok zeki, çok becerikli çok çalışkan olduğu söylenenler, kendileri için de bu söylentiye kanıp bunu yeterli bularak devlet adamlığına heveslenince ne durumlara düştüklerini ve devleti ne durumlara düşürdüklerini gösteren örnekler bugünlerde fazlasıyla var. İç politikada başarı sağlayan; iyi laf etmek, insanları şu ya da bu yöne çekebilmek, komploları bozup üste çıkabilmek başarılı politikacılıktır ama devlet adamlığı demek değildir. Devlet adamlığı, yönetilen devletin başarısıyla ölçülür.
Sayfa 74 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı