Emek Ucuz, Ekmek Pahalı: İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın
Emek ucuz, ekmek pahalı…
Ne büyük bir çelişkidir bu! İnsan, alın terini döktükçe küçülüyor; sofrasına koyacağı lokma ise ağırlaşıyor. Oysa emek, insanın yeryüzüne bıraktığı en kutsal izdir. Toprağı yeşerten, taşı oyan, demiri eriten, bilgiyi yoğuran hep emektir. Buna rağmen emeğin değeri düşürülmüş; ekmek, yani hayatın en temel simgesi, ulaşılmaz bir hazineye dönüşmüştür.
Bir düşünelim: Sabahın ilk ışığında tarlaya giden çiftçi, fabrikada makine gürültüsüne kulağını kapatan işçi, şantiyede güneşin altında ter döken usta… Onlar hayatı ayakta tutan görünmez kahramanlardır. Fakat çoğu zaman emeği bir bardak su kadar değersiz görülen bu insanlar, sofralarına koyacakları ekmeğe güç yetiremez hale gelir. İşte bu manzara, yalnızca açlığı değil; aynı zamanda adaletsizliği, güvensizliği ve toplumsal huzursuzluğu büyütür.
Tarih bize gösteriyor ki toplumların çöküşü çoğu zaman yoksulluk ve adaletsizlikten başlamıştır. Fransız Devrimi’nin kıvılcımı, Paris sokaklarında “ekmek” talebiyle yakılmış; 20. yüzyılda nice halk ayaklanmasının sebebi yine gıda fiyatları olmuştur. Yakın tarihte Arap Baharı’nın arkasında da ekmeğe erişemeyen, emeğinin karşılığını alamayan milyonların sesi vardı. Ekmek pahalı olduğunda yalnızca mideler değil, vicdanlar da aç kalır.
Bugün de manzara değişmiyor. Küresel krizler, savaşlar, enflasyon dalgaları ve gelir adaletsizliği, işçinin sofrasındaki ekmeği küçültürken sermayeyi daha da büyütüyor. Verimlilik artıyor, üretim katlanıyor; ancak emeğin payı giderek daralıyor. İnsan emeği, en kutsal değer olması gerekirken en ucuz meta haline geliyor. Bu çarpık düzen, yalnızca ekonomiyi değil, toplumsal dokuyu da kemiriyor. Çünkü emeğin ucuzladığı yerde insanın değeri küçülür; ekmeğin pahalı olduğu yerde