Sadi Şirazi’ye ait olan "Eşrâra merhamet, ahyâra zulümdür" sözü, adalet ve merhamet dengesini keskin bir ustalıkla tarif eder.
Günümüz türkçesiyle "kötülere/şerlilere merhamet etmek, iyilere/hayırlılara zulmetmektir" anlamına gelen bu ifade, vicdanın sadece duygusal bir acıma hissi değil, aynı zamanda bir muhakeme biçimi olması gerektiğini hatırlatır.
Adaletin Terazi Dengesi...Adalet, her şeyi olması gereken yere koymaktır. Kötülüğü alışkanlık haline getirmiş, başkalarının hakkına tecavüz eden birine gösterilen kontrolsüz merhamet, o kişinin verdiği zararları onaylamak anlamına gelir. Eğer bir zalim affedilirse, o zalimin mağdur ettiği masumların hakkı çiğnenmiş olur.
Denge noktası önemlidir, suçluya acımak, suçun devamına davetiye çıkarmaktır.
Toplumsal Huzurun Korunması...Bir toplumda şer odaklarına karşı sergilenen müsamaha, "hoşgörü" maskesi altında sunulsa da aslında toplumsal bir çürümeyi beraberinde getirir. Kötünün cezasız kalması veya hak etmediği bir şefkatle karşılaşması, iyilerin sisteme ve adalete olan güvenini sarsar.
"Kurda merhamet etmek, koyuna hıyanettir."
Merhametin Yanlış Adresi...Merhamet, özü itibarıyla ulvi bir duygudur; ancak yanlış adreste yıkıcı bir silaha dönüşür.
Ahyâr (hayırlılar, iyiler), hayatlarını doğruluk üzere kuranlardır.
Eşrâr (kötüler, şerliler) ise fitne ve fesat peşinde koşanlardır.
Eşrâra acıyan kişi, dolaylı yoldan ahyârın canını yakmış olur. Çünkü cezalandırılmayan her kötülük, bir sonraki hamlesi için güç toplar.
Sadi Şirazi’nin bu muazzam tespiti, hem bir devlet yönetimi (hukuk felsefesi) hem de bir nefis terbiyesi dersidir.
Hukuk Felsefesi Açısından: Adaletin Sınırı
Hukukta "ceza", sadece suçluyu cezalandırmak için değil, toplumun geri kalanını (ahyârı) korumak için vardır. Sadi Şirazi, bu sözle