Barzani, düşmanlar listesinin en üstüne Talabani'nin adını yazdığından, Halepçe kasabı, "can düşmanım" dediği Saddam'a sarılıp Talabani'yi yok etmeye çalışıyor.
Irak, "kan davalısı" iran'ı Kuzey lrak'tan atmak ve Yumurtalık-Kerkük boru hattını güvenceye almak için Talabani karşısında Barzani'ye arka çıkıyor.
ABD de, bölgedeki 'baş düşman'ı iran'ın Kuzey lrak'taki varlığından rahatsız olduğundan, dünkü düşmanı Saddam'ın Erbil'i işgaline göz yumuyor, hatta belki de yeşil ışık yakıyor.
Talabani de Barzani'yi listesinin başına koyduğundan iran'ı arkasına alarak bölgede güçlenmeye ve boru hattını denetimine almaya çalışıyor.
Barzani ve Talabani, bir yandan birbirlerinin gözlerini oymaya çalışırken, bir yandan da yan gözle Öcalan'ı kolluyor; onun fazla güçlenmesine fırsat vermemeye çalışıyorlar.
Peki bütün bu kör dövüşünün altında ne yatıyor? Bu kavganın ne ideolojiyle bir ilgisi var; ne din kardeşliği takıyor, ne de ırktaşlık. Bu, üç tane aşiret reisinin, avuç içi kadar bir toprak üzerinde yürüttükleri iktidar ve dolar savaşı...
Barzani, Talabani ve Öcalan ... "Baş ol da istersen soğan başı ol" hırsını hayat düsturu edinmiş üç feodal ağa, Kuzey lrak'ın kıraç dağlarının 'hakimi' ve yoksul çobanların 'efendisi' olmak için, onyıllardır Kürdü Kürde kırdırıyor.
Peki Kürtler neden gık demeden ölüyor bu ağaların peşinde? Çünkü orada, bırakın birey olmayı, halk bile olamamış, bir aşiretin mensubu olarak doğmuş, o aşiretin reisi için ölmeye hazır çobanlar, köylüler var. 36. paralelin kuzeyinde hangi aşiret reisi sopa sallarsa sallasın, koyunlar kendi kendilerine otlamaya, bebeler bir yaşına varmadan ölmeye, kadınlar dayak yemeye devam ediyor. Değişen tek şey, kimin için ölüneceği ve kime haraç verileceği.
İşte bu toprakların huzur bulabilmesi, bu