Kadın
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
Türkiye’de de çok zor koşullarda yaşayan kadınlar var. Devletin sağladığı destekler, sığınma evleri, sosyal hizmetler ve hukuki koruma mekanizmaları mevcut. Ancak her kadın bu desteklere ulaşamıyor ya da ulaşabileceğine inanmıyor. Korku, ekonomik bağımlılık, çocuklarını kaybetme endişesi, aile baskısı, toplumun yargılayıcı tavrı veya tehditler nedeniyle bazı kadınlar yıllarca şiddet gördükleri ortamda kalabiliyor. Bazıları yardım isteyecek kimse bulamıyor, bazıları ise yardım istemenin daha büyük sorunlara yol açacağından korkuyor. Mısırlı Firdevs’in hikâyesi belirli bir dönemin ve belirli koşulların ürünü olsa da, insanın değersizleştirilmesi, sömürülmesi ve sesinin duyulmaması gibi temalar bugün de dünyanın birçok yerinde karşımıza çıkıyor. Bu yüzden kitap yalnızca Firdevs’i anlatmıyor; toplumun görmek istemediği insanları da görünür kılıyor. “Kitabı bitirdiğimde Firdevs’e üzülmekten çok etrafıma bakmaya başladım. Çünkü asıl soru Firdevs’in nerede olduğu değil; bugün hâlâ kaç Firdevs’in sessizce yaşamaya çalıştığı.”
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,4bin okunma
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,386 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yorgun demokrat
10/10
·144 syf.·
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Ahmet Kaya'nın hayatı, aslında çoğunun kafasında kurduğu o boş senaryolardan ibaret değil. Bu kitap; onun bilinen ve bilinmeyen gerçeklerini, medyanın o dönemki iki yüzlülüğünü, sebepsiz yere ülkeden sürgün edilişini ve ailesinden uzakta, sevdiklerine, memleketine hasret bir şekilde bu dünyadan göçüp gidişini gözler önüne seriyor. Hâlâ daha Ahmet Kaya denildiği zaman insanlar ikiye ayrılıyor: Onu gizliden gizliye dinleyip "sevmiyorum" diyenler (en komiği de insan sevmediği birinin sesini dahi duymak istemez de hadi neyse...) ve onu açık açık sevip, her şarkısını dinleyip kendisinden, halkından bir parça bulanlar. Bugün biraz olsun kafasında soru işaretleri olanlara cevap olarak bu kitabı okumalarını öneririm. "Okumam" diyorsanız da iki dakikanızı ayırıp şu alıntıları mutlaka okuyun. Bu ülkede yıllardır diyoruz ki: "Kürt sorunu vardır." Kürde dair ne varsa, her zaman engel olmak için ellerinden geleni yaptılar; sürgün etmeye çalıştılar, yaşanan şehirleri, ormanları, doğayı yaktılar. Şimdi biz bunları dile getirdiğimiz zaman hemen "sen bölücüsün" ya da şu busun diyorlar. Ben bölücüysem, bu acılara gözünü kapatanlar ne? Her neyse, kızgın olduğum konularda sakin kalıp inceleme yazmak bana çok zor geliyor. Elimden geldiğince sert olmamasına dikkat ederek kitaptan devam etmek istiyorum. Ahmet Kaya; Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmesini değil, daha da birleşmesini istediğini ve tam demokratik bir ülkede her ırktan insanla kardeşçe yaşamak istediğini anlatmaktadır her seferinde. Ancak devletin bu ülkede Kürtlerin de yaşadığını kabul etmesi, Kürt dilini ve kültürünü tanıması, doğudaki Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlere daha iyi eğitim ve yaşam koşulları getirilmesi gerektiğini vurgular hep. Hiçbir zaman hiçbir örgütü desteklemediğini, sanatın örgütler üstü olduğunu ve örgütlü
Ahmet Kaya: Yağmurlu Ülkenin Sürgün KonuğuKolektif · Gam Yayınları · 200539 okunma
Hayalci Ülkülerden Millî Devlete: Atatürk’ün Siyasî Yaklaşımı
7/10
·273 syf.··
2026 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:08
Mustafa Kemal Paşa’nın Turancılık Karşısındaki Tutumu Üzerine Bir İnceleme XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde gelişmeye başlayan Türkçülük fikri, başlangıçta kültürel bir uyanış hareketi olarak ortaya çıkmış, zamanla siyasî ve ideolojik bir mahiyet kazanmıştır. Özellikle Balkan milletlerinin milliyetçilik hareketleri karşısında Osmanlıcılık ve İslamcılık siyasetlerinin yetersiz kalması, Türkçülüğün güç kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak bu fikir akımı, II. Abdülhamid döneminde ciddi bir baskıyla karşılaşmıştır. Abdülhamid’in Panislamist siyaseti doğrultusunda yalnızca gayrimüslim unsurların değil, Türk milliyetçiliğinin de denetim altına alınması hedeflenmiş; Türk dili, tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmalar sınırlandırılmıştır. Buna rağmen Türkçülük düşüncesi tamamen ortadan kalkmamış, özellikle II. Meşrutiyet sonrasında yeniden yükselişe geçmiştir. Bu süreçte Türkçülük fikri içerisinde farklı yorumlar ortaya çıkmıştır. Ziya Gökalp Türkçülüğü kültürel bir milliyetçilik olarak ele alırken, Hüseyin Nihal Atsız gibi ikinci kuşak Türkçüler daha sert, daha siyasî ve daha geniş coğrafyayı hedefleyen bir Turancılık anlayışını savunmuştur. Turancılık, yalnızca Anadolu’daki Türkleri değil, bütün Türk topluluklarını tek bir siyasî veya kültürel birlik altında toplama idealine dayanıyordu. Özellikle Sovyet hakimiyeti altında yaşayan Türk topluluklarının varlığı, bu düşüncenin uluslararası boyut kazanmasına yol açmıştır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, Türkçü düşünceye yakın olmasına rağmen Turancılık konusunda son derece temkinli bir tavır benimsemiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın yaklaşımı, ideolojik romantizmden ziyade devlet aklına ve jeopolitik gerçekliğe dayanmaktadır. O, Osmanlı Devleti’nin uzun yıllar boyunca hayalci politikalar nedeniyle
Türkçü MuhalefetÖmer Arda Özbilek · Mavi Gök Yayınları · 20253 okunma
Geri kalmışlık
10/10
·408 syf.··
2026 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 15:37
Osman Balcıgil her zaman ki gibi toplum için çok önemli konulara değinmiş , akıcı bir dille okurlara tam olarak istediği gibi aktarmıştır.Türkiyede hala gerçek aydınlara karşı devletin tavrı değişmemiştir.Hangi hükümet hangi parti gelirse gelsin aydınlarımızın gerçeklere parmak basması ,halkı bilinçlendirmesi suç sayılmaktadır bunun nasıl değişeceği açıktır eğitim ama bu da sürekli engellenmektedir.Ye aydın bir Türkiye şimdilik çok uzak görünse de umarım doğru yolu bulmamız çok uzak değildir. Sabahattin Ali gibi Namık Kemal gibi önemli yazarlarımızın vatan için gösterdikleri çabaları doğruları hiç korkmadan açık açık anlatmaları ve bunun karşılığında gördükleri zulümler umarım gelecekte son bulur
Edebiyat
Yeşil MürekkepOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20266,6bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 32. kitabı
Birinci Murad – Yavuz Bahadıroğlu | 4/5 Kitapta Osmanlı’nın üçüncü padişahı I. Murad’ın tahta çıkışıyla birlikte devletin büyüme süreci anlatılıyor. Bursa merkezli bir beylikten güçlü bir devlete dönüşme yolunda atılan adımlar, özellikle Balkanlar’daki fetihlerle birlikte ele alınıyor. Edirne’nin alınması ve başkent yapılması, Osmanlı’nın yönünü Avrupa’ya çevirmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak anlatılıyor. Aynı zamanda Sırpsındığı ve Kosova gibi büyük savaşlara, bu savaşların Osmanlı’nın güçlenmesindeki rolüne de yer veriliyor. I. Murad’ın sadece bir komutan olarak değil, devlet adamı yönüyle de nasıl bir yönetim anlayışına sahip olduğu; adaletli tavrı, halkla ilişkisi ve devlet düzenini sağlamlaştırma çabaları da kitapta öne çıkıyor. Kitapta hem savaşlar hem de devletin kurumsallaşma süreci birlikte işleniyor; bu da dönemi daha iyi anlamayı sağlıyor. Beğendim, akıcı ve bilgilendiriciydi.
Birinci MuradYavuz Bahadıroğlu · Nesil Yayınları · 2021243 okunma