Puan vermedi·255 syf.··
2025 14. kitabı
Sanata perspektif açısının gelmesi; düşüncedeki değişimden kaynaklanır. Düşüncenin moderlenleşme sürecinde, bir anıya odaklanılmıyor, sürece odaklanılıyor zamanla. Varlığı poz veya kesitle değil kesitlerle oluşturuyor. Galilo'nun modern fiziği kurmasıyla serbest düşmeyi hesaplamasıyla bu dönüşüm gerçekleşti. Bu sanata da yansıdı. Sanat doğanın taklitidir. Aristonun Anoloji formülüdür bu. Descartes "kuşku duyuyorum, öyleyse düşünüyorum, öyleyse varım" diyor. İnsan tanımını değiştirerek politika, felsefe ve sanatta değişime gidiliyor, öznelliğe yöneliniyor. Rönesans döneminde perspektif fikrinin felsefi düzeneği Descartes, Spinoza, Leibniz'le geliyor. Evrenin merkezine insan konuluyor. İnsan düşündüğü ölçüde sonsuzlukta yer bulabilir. Descartes kesin bilgiye ulaşmak icin filtreleme metodunu kullandı. Ama bunu sonluluk içinde yaptı yani bir sınır koydu, kötü elmaları sepetten çıkarıp iyileri ayıkladı. Bu noktada Leibniz Descartes'i eleştirdi. Çünkü elmaların sonsuz olduğunu vurguladı, bu yöntemin sığ olduğunu söyleyerek eleştirdi. Descartes makro düzeninden bahsetti, Leibniz ise aynı zamanda mikro düzenin içinde de sonsuzluğun olduğunu, bunların kendi içlerinde birçok kompozisyon oluşturduğunu açıkladı. Bunun barok sanatında etkisinin görüldüğünü söylüyor. Bu kompozisyonun birçok bakış açısını geliştirdiğini, Leibniz'in evren tasarımının bu tür kompozisyon olduğunu söylüyor. Ronesans resimlerinin ana temalarında ilahi temalar var. Poz verme, anı verme. Barok dönemi kompozisyon, naturmort karşılaşma, rastgele bir araya gelen bir perspektif. Sonsuz dünyalarin, karşılaşmaların kombinasyonu ve karsılaşılmayanların da sanata yansıması. Barok çağı ile empresyonistler arasında bağ var. Bu sefer nesnelerin bakış açısından resmediliyor. Kübizm bu şekilde doğmuş. Hoşlanmanın temel
Sanat ve ArzuUlus Baker · İletişim Yayınları · 2020413 okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2021 4. kitabı
Molinari ilk olarak anarko kapitalizm düşüncesini savunan bu konuda deneme yazan ilk liberal anarşist (anarko kapitalizm terimini kullanmasa da) bu düşünceyle yola çıkıp ilerleyen zamanlarda görüşlerinde yumuşama gözlemleniyor. Öyle ki anarko kapitalist bir toplumda vergilerin toplanması ve güvenlikten sorumlu ulusal bir kuruma ne düzeyde yetkiler vereceğiz? Güvenlikten sorumlu olan bu kurumları sınırlandırmak ne kadar doğru olur gibi noktalarda net bir görüşe sahip olamıyor ve devletsiz ideallerin netlestiremedigi konuya varıyor: Devletlesme kaçınılmaz mıdır? Kitabın dili sade ve adım adım açıklayarak ilerleniyor. Şu soruyu soruyor: Toplum, yasalar, devlet doğal bir sürecin sonucu mudur yoksa yaratılan oluşturulan bir şey midir? Doğal bir oluşum olduğu kabul edilirse o halde serbest piyasa koşullarında da doğal bir şekilde ilerlemesi beklenen bir durum olacaktır. Devletlerin en büyük sorunu olarak savaşları görüyor böyle devletsiz bir güvenliğin savaş sorununa bir çözüm getireceği çünkü bir kurumun devletlerin sahip olduğu gibi yükselmek büyümek gibi idealleri olmayacağını söylüyor. Ve kurumların devletleri yönetenlerin sahip olduğu gibi din siyasi görüş dayatma gibi bir idealleri de olamaz diyor. Bu konuda Türkiye özelinde ayrıştırıcı güçlerin etkisi olabileceğini söyleyebilirsiniz ama anarko kapitalizmi tıpkı komunizmde olduğu gibi (sosyalizmden geçiş) liberalizmin bir üst noktası olarak dusunmek lazım bu da bu tür unsurlarin etkisinin olmadığı bir dönemin içinde olduğumuz anlamına gelir. Evrimsel bir sürecin sonuymus gibi bakmak lazım anarşist liberallige ve komünizme. Korku rejiminden bahsedilmiş otoritelerin bir süre sonunda ayakta kalabilmeleri için korku rejimine ihtiyaç duyacaklarını belirtilmiş. Her zaman savunduğum bir noktadır, devletler düşmansız
Felsefe
Serbest Piyasa ve GüvenlikGustave de Molinari · Liber · 201625 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Geçmiş geçmiştir,Yeni bir şeyler söylemek lazım
Puan vermedi·168 syf.·
2021 12. kitabı
Cemil Meriç hafıza tazeleme amaçlı bu eserini kaleme aldığını söylüyor.Bu kitap neden okunmalı sorusuna şöyle cevap verebilirim.Avrupa’da bir öğretmen öğrencilerine kitap sevgisi kazandırmak için bir proje eyleme geçiriyor.Tüm kitaplar tek renk bir kağıtla paketleniyor ve her kitabın ön yüzüne o kitabın ilk cümlesi not şeklinde iliştiriliyor öğrenciler birbirinin tıpkısı görünen kitaplar karşısında önyargılarını ya da beklentilerilerini hiç devreye koymadan ilk kitap cümlelerinden etkilenme derecelerine göre okuyacakları kitabı seçiyorlar.Şimdi bu örneği neden verdim bu kitap adı sebebiyle ilgi çekmeyi başarıyor çünkü.Sonra bir kitabı okuduğunuzda başka başka şeyleri araştırırken kendinizi buluyorsanız ya da kafanız aydınlanmış gibi hissediyorsanız da bunu sağlayan kitap iyi ve okunmaya değer kitaptır bence bu kriterleri taşıyan bir kitap.. Yalnız baştan şunu söylemem gerekir ki;Osmanlı’nın son dönemleri,Abdülhamit,Jön Türkler,Avrupa Konseyi,Monreo Doktrini ,Duyunu Umumiye gibi son derece ciddi tarih konuları sizi sıkıyorsa bu kitaba hiç bulaşmayın derim.. Tarihçi olmam hasebiyle benim için hafıza tazeleme gibi bir okuma oldu ama siyasi görüşüm tam oturmamış biri olarak bu kitap bendeki durumun adını koymamı sağladı diyebilirim.. Cemil Meriç dünya görüşünüz ne olursa olsun okumakla kendinizden bir şey eksilmeyecek tam tersi muhakkak değerli bir şeyler katacak gerçek bir münevver.. Abdülhamit ile ilgili söyledikleri dikkate değer,düşündürücü bence.. Cemil Meriç in şöyle bir iddiası var .Sağ ve sol düşünce yapısındaki herkes Proudhon okumalı diyor..Herkesi bir kez en azından sorgulatacak gerçek bir kılavuz diyor. Proudhon Anarşizm felsefesini işleyenlerden biri.. Hiyeraşinin olmaması gerektiğine ,hükümetsiz ve devletsiz toplum modelini savunuyor,adı ve
Memento Mori
Bir Facianın HikayesiCemil Meriç · Umran Yayınları · 1981355 okunma
8/10
·538 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
Karlos Çorbacı’nın anlattıkları: “...bu özellikteki topraklarda batıda olduğu gibi özel mülkiyet yerleşip gelişemez. Zenginlikler sayılı ellerde toplanamaz. Sizde batı anlamında “feodalitenin” bulunmaması bundandır. Çünkü ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir feodal, böyle topraklarda serflerini doyurup kendisini zengin edecek tarımı, yalnız kendi gücüyle sürdüremez! Türkçesi, toprakları tarımda tutmak için gerekli bayındırlık işlerini sizde ancak devlet yapabilir. İşte bu sebepten, sizin topraklar haklı olarak devletin mülkiyetindedir. Gene bu sebepten batıda devlet, sırasında bir sınıfın öteki sınıfı ezmek için kullandığı araç haline geldiği halde, sizin devlet ana ödeviyle toplumu ihya edicidir. Yani, batıda devletin olmadığı zamanlar, toplumlar var olmuşlardır. Ama doğuda devletsiz toplum görülmemiştir. Sizde devlet toplumun var olma – yok olma şartıdır. Siz farkına varın varmayın her şeyi devletten beklersiniz. Bizde ağalık almakla olduğu halde sizde elbette vermekle olacaktır. Siz devletinizi talancılıkla suçlarken, batı kültürünüzle batılı devletmiş gibi yargılıyorsunuz. Batıda, ilk çağların kölelik sisteminden bu yana özel mülkiyet kutsal olduğu halde, sizin beş bin yıllık toplum tarihinizde devletten başka kutsal hiçbir şey yoktur. Bu açıdan bakınca, Melek Ahmet Paşa’nın ağası devlet işine giderken Bolu Paşasının atını çekip alırsa bu talan sayılmaz. Çünkü sizde her iş devlete yararlılığıyla değerlendirilir. Sizde devlet tehlikeye düştüğü zaman devletten sorumlu olanlar, bir dakika önce, en korkunç suçlamalarla geri ittikleri en akıl almaz sistemi kabullenmekte bir an duraklamazlar. Batıda bütün monarklar geriliği tuttukları halde, sizin padişahların apansız ilerici kesilmeleri bundandır. Buradaki ilericilik bilinçle imanla kazanılmış bir şey değildir, beyin
Yorgun SavaşçıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20224,307 okunma