Ancak bu söylediğimden, devrimci yönelimlerin, insanın yaşadığı ortamdan, çevresindeki koşullardan tamamen bağımsız, kimi bireylerde olan kimilerinde ise olmayan bir "fıtrat meselesi" olduğu sonucu çıkmamalı.
Yaşanılanlar, deneyimler ve gözlemler her insanda olabilecek özellikleri kimilerinde tahrik edip açığa çıkarır, kimilerinde ise bu etkiyi yaratmaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İstersen şöyle gidelim: İşin hem başı hem de sonu değil, yani tamamı değil, ama en başı devrimciliktir. Devrimcilik, insanın içinde yaşadığı düzenin, toplumun,
sonra da dünyanın köklü biçimde değişmesi gerektiğine inanması, bunun için mücadele etmesidir. Dolayısıyla devrimciliğin işin en başında bireysel düzlemde duygusal-psikolojik bir boyutu olduğunu
söyleyebiliriz. Belki "devrimci romantizm" de denebilir.Romantizm dediğimde bunu bizde çok yapıldığı gibi aşk meşk işleriyle karıştırma. Dünyaya ve ülkeye bakışta birey eksenli duygulanmaları, esinlenmeleri ve
belirli bir öznelliği kastediyorum.
Edebe vurduğumuz tekme edebiyatı
uçurumun dibine yuvarladı.
Hadis-i Şerif "Hayâ imandandır." buyuruyor.
"Utanmak da devrimci bir duygudur."
diyor Kral Marx...
marx, anarşistleri doğrudan karşı devrimci olarak nitelendirmese de, onların yöntemlerini ve teorilerini devrime zarar veren, bilim dışı ve ütopik unsurlar olarak görmüştür. marx'a göre anarşizm, işçi sınıfını yanlış yönlendirerek kapitalizmin yıkılmasını geciktirme riski taşır.
Gerçek devrimci, yolunu hiç sapıtmadan bitirendir.Bir devrimci ölmeden, yani son sözünü söyleyip de kavgadan çekilmeden yargıya varılmaz.Gerçek devrimci midir, değil midir bir şey denemez.En son anda sapıtıp bütün geçmişini yıkanlar çok görülmüştür.Devrimcilikte emeklilik hakkı yoktur.