TAMAM SEN KAZANDIN!
Gardımı indiriyorum Yaaa ben sana ne dedim üzgün baktığın fotoğraf atma demedim mi :( Böyle yapınca bütün isteklerini yapasım geliyor kıyamıyorum diye yaptın dimi çakal :) O kalan isteklerini de yapayım diye yaptın :) Bak ben senin için o kadar bakım yaptırıyorum sen benim için bir sosyal medya paylaşımlarına mı dikkat edemiyorsun mesajı vermişsin. Üzülüyorsun dimi senin dediklerini yapmadığımda :) Şimdi anladın mı benim neler hissettiğimi? Benim dediğim olur erkekliğin sarsılıyor dimi :) Tamam, anladım sen de artık kesin barışmak istiyorsun. Ama ilk engeli o attı o kaldırsın gururun tutuyor. O zaman şöyle yapalım mı? Eğer müziği çıkartmakta zorlanıyorum diyorsan ben bekleyemiyorum Aycan diyorsan; İletişim kurmak isteğin geldiği zaman, kendini hazır hissettiğinde, Bana şu üç işaretten birini bırak. Ben de sana söz veriyorum engelini kaldıracağım. Şu andan itibaren de tamam hiçbir paylaşım yapmayacağım. Çünkü ne yapacağımı şaşırdım. Demek ki cidden rahatsız oluyorsun. Hiç anlayamasam da nedenini. Ve inat huyun yüzünden o şarkıyı çıkarsan da atmayacaksın. Okuduğum kitapları ekleyeceğim sadece. Onların da siyasi olmasına bi zahmet bi şey deme. Gizliye alsam bu sefer ona da işkilleniyorsun. Sadece bu gece Efe'ye son mektup yazacağım. Bu kadarcık olsun. Yüz yüze gelince konuşuruz. Bu sosyal medya meselesini. İnat seni ya :) 🧭 Ya müziği bırak. Ve sonunda ekrana gülümse. 🧭 Ya akşam sefası çiçeği bitkisi önünde poz ver ve arkaya müzik koy. 🧭 Ya da günbatımında poz ver ve arkaya müzik koy. Bunlardan birini yap. Saat 03.00'da açacağım. O güne kadar tek bir paylaşım yapmam. (Allah korusun ülkemizde acil bir afet ohal vs. olmadıkça) Tamam mı deli kurdum oldu mu mutlu musun şimdi 🙃
TARİHSELCİLİĞİN EN BÜYÜK HİLESİ...
(...) Tarihselciliğin en büyük hilesi, Ehl-i Sünnet geleneğinin zaten bildiği ve usûle bağladığı tedricîlik ve tarihîlik unsurlarını, sanki geleneğe karşı keşfedilmiş devrimci delillermiş gibi pazarlamasıdır. Temel yanlışı, “Kur’ân tarih içinde nazil olmuştur” hakikatinden “Kur’ân’ın hüküm alanı tarih tarafından belirlenir” sonucuna atlamasıdır. Kur’ân tarih içinde nazil olmuştur, fakat tarihin ürünü değildir. Kur’ân belirli bir dilde gelmiştir, fakat o dilin kültürel sınırlarına hapsedilemez. Kur’ân belirli hâdiselere cevap vermiştir, fakat o hâdiseler onun hükmünün kaynağı değildir. Sebeb-i nüzûl hükmün iniş vesilesidir. Tarihselci ise “nüzul bağlamı” derken bile kendi modern bağlamını gizler. “Maksat” derken modern ahlâkî kabullerini hakem yapar. “Maslahat” derken seküler fayda fikrine yaklaşır. Meselâ fıkıh, bir hükmü iptal etme veya modern kabule göre yeniden üretme faaliyeti değildir; hükmün taallûk ettiği gizli mânâyı, mahalli, şartı ve tatbik keyfiyetini bilmektir. Fıkıh bu yüzden sadece kitaplarda yazılı hükümleri ezberlemek değil, hükmün bağlandığı mânâyı kavramaktır. İçtihad, modern yorumcunun “bu hüküm artık işlevsel değildir” deme yetkisi değildir. İçtihad, ehil müçtehidin Kitap, Sünnet, icmâ ve kıyas bütünlüğü içinde hükmün tatbik şartını, illetini, mahallini ve benzer meselelerle nisbetini tâyin etmesidir. Böyle bakıldığında sahâbe içtihadı da tarihselciliğin delili değil, İslâm’a Muhatap Anlayış’ın delilidir: Sahâbe hükmü tarihe göre almamış, hükmün hâdisedeki doğru yerini Allah Resûlü’nden aldığı anlayışla bulmuştur. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -IV. Sonuç-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Geldik bir eğitim öğretim yılının daha sonuna…
Eğitimin amacı yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, ülkede ahlaklı, cumhuriyetçi, devrimci, atılgan, olumlu, giriştiği işleri başarabilecek yetenekte, dürüst, sorgulayıcı, iradeli, yaşamda karşılaşacağı engelleri yenecek güçte, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Mustafa Kemal Atatürk
Lakırdı
Öze dönmek denmeyedursun bir kara delik peyda olur ki ansızın, tenasül uzvunu dut yaprağıyla örtmüş bir Adem'den, rönesans tablolarındaki elma göğüslü Havva'ya, mal otlatan çobandan, sunağa yatırılan kurbana, sayısız imgeyi yutar. Hakikaten sayısız imge. Belki aralarında ufku işaret eden sarkık bıyıklı, börklü bir Tanrıkut Mete bile vardır. Ya da ayaklandırdığı köylülerle katolik klerjisini kılıçtan geçiren bir Florian Geyer... Eh haliyle sorar düşünen (sormalıdır düşünen), bu öz nedir, neyin nesidir, kişi bu öz denilen neyse ondan niçin nasıl uzaklaşmıştır ki bir de ona geri dönmekten bahis açsın. Açtığında da kolektif bilincin imgelerini ve dahi kendi imgelerini yutan bir kara delik peyda olsun. Bin kere değişmiş köyünü sanki hiç değişmemiş gibi hep aynı biçimde bulmayı hayal eden muhafazakar... Mücadele edebileceği zalim bulamadığında ne yapacağını şaşıracak devrimci... Kuşandıklarından, örtündüklerinden ötürü tenini unutan, sonra hatırlar gibi olup tüm libaslarını soymaya yeltenen kürklü kişi... Cavlak cavlak gezindiği yetmiyormuş gibi çıplak teninin de altındaki bir şeylerden dem vurmaya çalışan deli... Var mı âlemde özden, öze giden yollardan bahis açmayan kişi? Tanık olan demez mi bu ne tuhaf iştir bu nice biliştir? Der tabi.
Okumak dönüştürmeli ve bir devrime dönüşmeli
Liseli yıllarımdan (2004-2009) itibaren devam ettirmeye çalıştığım okuma sürecimde en başta vardığım sonuç benim bana benimsetilmek için uğraşılan sağ-muhafazakar-milliyetçi dünya görüşüne ait olmadığımdı. Bunu ilk fark ettirense Soner Yalçın’ın kitaplarıydı. Beni içine koydukları matrix’te bir şeyler döndüğünü o zaman fark ettim. Üniversite yıllarımda ise politik İslamcılığın daha devrimci, anti-kapitalist, reformist kanadında durdum. Fakat ne zamanki daha akademik düzeyde sol dünya görüşünü okumaya, sosyalizmi, Türkiye emek hareketini incelemeye başladım işte o zaman kendimi buldum ! İşte o zaman ben buraya aitim diyebildim ! Keşke bu onurlu duruşa en başından ait olabilseydim ! Halen olabildiği kadar iştahla okumaya ve elimden geldiğince sendikam aracılığıyla sokaklarda özgürlük türküsü söylemeye devam ediyorum. Okumak bir dönüşümdür. Dönüşünün içinde bir dönüşüm. Kafka’nın Dönüşüm’ünde eğer dikkatli okuyabilirsek içinde yaşadığımız dünyaya geçirdiğimiz dönüşüm gibi !
Biz vazgeçmeyelim devrimci bir tebessümden! Fadime Arslan 📚🖊️✌️
1000Kitap