Puan vermedi
*Metin spoiler içerir. Metin hakkında ne diyebilirim? Bir eleştiri metni olduğunu söylemek mümkün. Neyi eleştiriyor peki? Toplumu eleştiriyor. Bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Bazı kurgularda mesajı alırsınız ama eleştiri çok saydamdır, belli olmaz. Bir bardak süt gibi. Süt oldukça barizdir, onu görürsünüz; içini doldurduğu bardaksa daha müphemdir, sınırlarını fark eder, onun şeklini kaba taslak algılarsınız ama içinde taşıdığı süt ya da üstünde durduğu masa gibi değildir. İşte metin tam da bu bardağın saydamlığına benzer bir eleştiri yapıyor, metnin sonlarında bu oldukça açık hâle geliyor, hatta eleştiri sanki sadece o son kısımlarda gerçekleşiyor gibi geliyor başta. Fakat düşününce, dikkat edince bütün metnin aynı şeye parmak bastığını fark ediyorsunuz. Metin ''dönüşüm'' teması üzerine kurulu. Katil, mahpusa, mahpus kurda dönüyor. Rahip sapığa, masum 'cilveli'ye dönüyor. Din karşıtı rahibe, çocuk kurda dönüyor. Bu dönüşüm tekrar tekrar, bazen yıllar içinde, bazen aniden gerçekleşiyor. Metin hem bireylerin hem de kalabalıkların dönüşümüne değiniyor. Bu dönüşüm bir çeşit zıtlık içeriyor: dönüşen sıklıkla mevcut karakterinin, niteliğinin tamamen zıttına doğru bir dönüşüm geçiriyor. Oldukça masum, yumuşak huylu bir çocuk olan Bernard kan içmek için insan öldüren bir kurda dönüşüyor mesela. Annesi saf bir köylü kızından oğlundan hamile kalmaya varan bir seks bağımlısına dönüşüyor. Dini alaya alan Galliez rahip olacak kadar dindarlaşıyor. Halk bir devrime bir aristokrasiye sempati duyuyor... Başkarakter arkaplandaki Paris'in bir temsilcisi. Yazar da herkesin kurtadam olduğunu söylerken buna bir miktar değiniyor zaten. Bernard'ın hikâyesi Paris'te başlıyor. Başlarda şehir nispeten durgun. Aslında ocağın altı açık, tenceredeki su yavaş yavaş ısınıyor ama kaynamasına
Paris’te Bir KurtadamGuy Endore · İthaki Yayınları · 202144 okunma
İdealizme Taarruz ve Tarihe Materyalist Bir Bakış
9/10
·128 syf.·
2026 13. kitabı
1844 Elyazmaları’nda liberal iktisadı eleştirip yabancılaşma kuramını ortaya koyan Karl Marx, bu eserinde idealist filozoflara, özellikle de Alman idealizmine, sert biçimde saldırıyor. Almanya’da idealizmi, Hegel’den sonra kendilerine “Genç Hegelciler” denen grup temsil ediyor. Marx’ın bu kitaptaki yazılarının amaçlarından biri de Hegeli ve Genç Hegelcilerin felsefesini eleştirmek.Hegeli okurken ben de Tin, töz gibi kavramları biraz safsata ve dinsel bulmuştum. Karl Marx, idealist filozofları hayalî şeyleri öne sürerek burjuvaziye hizmet etmekle ve laf salatası yapmakla suçluyor. Marx’a göre bu filozoflar dini ortadan kaldımıyor, adeta yeni bir din yaratıyorlar. Kitabın ana omurgasını Karl Marx’ın tarih anlayışı, yani tarihsel materyalizm oluşturuyor. Buna göre tarihi ilerleten şey; okullarda öğretildiği gibi kralların ve devletlerin birbiriyle mücadelesi ya da Hegel’in öne sürdüğü gibi fikirlerin çelişkisi sonucu ortaya çıkan sentez değil, somut maddi koşullar, üretim araçları ve tarihteki sınıfların üretim araçları uzerindeki mücadelesidir.Tarih ekonomik ilişkiler üzerinden ilerler ve böyle okunmalıdır. Dünya tarihi, kralların, büyük adamalrın, ülkelerin birbiriyle Savaşı'nın yaptığı degil sınıf mücadelelerinin yaptigi tarihdir.Toplumlar ekonomik sistemler üzerinden sekillenir ve değişir. Sistemdeki her çelişki yeni bir devrime ve gelişmeye yol açar. İnsanlık; ilkel komünal toplumdan köleci topluma, oradan toprak temelli üretimin yapıldığı feodaliteye, ardından sanayi ve makine üretimine dayalı kapitalizme ilerler. Kapitalizmde, mülklerden yani üretim araçlarından yoksun olan işçiler devrim yaparak üretim araçlarını kamulaştıracak, böylece sosyalizme geçilecektir. En sonunda ise özel mülkiyet düzeninin, sınıfların ve devletlerin ortadan kalktığı “dünya cenneti”
Alman İdeolojisiKarl Marx · Sol Yayınları · 2004845 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Fevkalade başarılarım olmayabilir. Yalnız yenilgilerim ile sizi şaşırtabilirim sözü üzerine yazdığım yazıyı paylaşmak istedim. Yalnız Değiliz ve Uyanış ile Bunun Farkındayız Her varlık ile aynı seviyede olmak mümkün değildir. Yüksek seviye huzur ve dip seviye arasında ki farkı her iki tarafta birbirine anlatamaz. Yaşam boyu içinden sağ çıkmayı başarmış birisi olarak dip seviyede zulüm üreten ve kendini şahsi çıkara satarak kendi bencil rahatını bozmamak adına genel yararı yok sayan herkese karşı fevkalade başarılarım olmayabilir. Farkındalık üreten süreçler kişisel bir çıkar ve başarı üzerine bir ahlak anlayışı olmadığı için bu bataklıkta olanlar ile birlikte olmamış olmanın da ayrı bir derin huzurunu yaşıyorum. Titreşim uyanış seviyeniz yükseldikçe seviyesi dipte kalan ve doğal akışın ürettiği devrime karşı direnen her seviye şiddeti körükleyen bir tuzağın içine çekilir. Yüksek bilinç öz nitelik bu tuzağı da duru görü bir bakış açısı ile farkındalık üreterek görür ve açık yüreklilik ile sadece yurdun ve ulusun yararına değil yeryüzünde doğal yaşam ve yaşamın tüm paydaşlarının yararına etik ahlak anlayışı içinde bilgiyi devrim üretecek nitelikte bir kalite anlayışı ile en yakın tarih örneği atalarım Mustafa Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet han, Hun Türk tufanı ve adem oğlunun Anadolu da varlık sürdürme adına adım attığı günden bugüne ve sonsuza kadar sürecek devrimin bugün ki geldiği seviyeyi yeryüzüne aktaran bir bilinç olma görevimi layıkıyla yapmış olmanın da ayrı bir huzurunu yaşıyorum. Yalan, talan, soykırım vb tüm kötülükler yeryüzünde her yerde açığa düştü. Tini olmayan varlık üretme şirki peşine düşenler Çin'i bilim ve teknoloji tuzağı içinde kötülük üretme merkezi haline getirdiler. Kötülüğün rekabete girmiş olması güç kavgasını büyüttü. Şirk,
Hayata Dair
Anton Çehov'dan HikayelerAnton Çehov · Mors Yayınevi · 20063,718 okunma
4/10
·216 syf.··
2026 7. kitabı
Sevgi Üzerine, modern dünyanın en sessiz ama en köklü dönüşümlerinden birine odaklanıyor: sevginin toplumsal ve felsefi merkez haline gelişi. Bir zamanlar insan hayatı, kendisinden daha büyük anlamlara bağlıydı: Tanrı’ya, devlete, devrime… Bugün ise bu büyük anlatıların önemli bir kısmı sessizce geri çekilmiş durumda. Kitap, işte bu dönüşümü ele alıyor. Yazara göre bu değişim, bir “hümanizm dönüşümü”dür. İlk hümanizm, Immanuel Kant gibi düşünürlerin temsil ettiği anlayıştır. Bu yaklaşımda insanın değeri, akıl sahibi olmasıyla açıklanır ve evrensel ahlak kuralları ön plandadır. Ancak yazar, modern dünyada bunun artık yeterli olmadığını savunuyor ve “ikinci hümanizm” adını verdiği yeni bir anlayıştan söz ediyor. Bu yeni hümanizmde insanın merkezinde akıl değil, ilişkiler ve sevgi vardır. Bu dönüşüm en görünür biçimde evlilik kurumunda kendini gösterir. Yazar bunu “sevgi devrimi” olarak tanımlıyor. Bir zamanlar evlilik çoğunlukla görücü usulüyle gerçekleşirdi; aileler, gelenekler ve toplumsal zorunluluklar belirleyiciydi. Bugün ise evlilik büyük ölçüde aşk temelli bir tercih haline gelmiştir. Geçmişe bakıldığında, uzun evlilikler, özellikle kadınlar için, çoğu zaman bir tercih değil zorunluluktu. Bugün artan boşanma oranları ise bir çöküşten ziyade, bastırılmış gerçeklerin görünür hale gelmesi olarak da yorumlanabilir. Yazarın dikkat çekici yönlerinden biri de yalnızca bir filozof değil, aynı zamanda bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olması. Bu durum, aile ve eğitim üzerine geliştirdiği düşüncelere daha gerçekçi bir anlam kazandırıyor. Kısaca yazarın söylemek istediği şey şu: “Kant sana nasıl doğru yaşanacağını anlatır; ama artık neden yaşamak istediğini, sevdiğin insanlar belirler.”
Sevgi ÜzerineLuc Ferry · Beyaz Baykuş Yayınları · 202514 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 10. kitabı
Atatürk ve Demokratik Türkiye kitabı Halil İnalcık Hoca'nın farklı dönemlerde yazdığı makalelerin bir araya getirilmiş hali. Bu kitapta yer alan makalelerde Halil İnalcık Hoca, günümüzde bile halen çokça tartışılan Batılılaşma, Tanzimat ve Islahat Fermanları, Cumhuriyetin İlanı gibi yenilik hareketlerinin kritiğini yapmış. Ayrıca Hilafetin ve saltanatın kaldırılması, harf inkılabı, anayasadan "Devletin dini İslamdır" maddesinin kaldırılmasını nedenleriyle birlikte analiz etmiş. Kitapta bana göre en önemli husus Atatürk'ü çok radikal bir devrime götüren nedenlerin irdelenmesi olmuş. Aslında bu bir bakıma Atatürk'ün devrimlerinin felsefi yönünü ve nedenlerini de açıklamak oluyor. Uzun zamandır bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinmek isteyen ve daha önce Peyami Safa'nın Türk İnkılabına Bakışlar kitabını okuyan biri olarak kitaptaki ilk makaleleri oldukça beğendim. Atatürk'ün milli egemenlik anlayışı, laikleşme yani sekülerleşme, Türk tarihinin araştırılmasına önem verme gibi girişimlerinin nedenleri makalelerde ustaca işlenmiş. Halil İnalcık Hoca bu ülkenin yetiştirdiği en büyük tarihçilerden biri. Onun görüşlerini değerlendirebilecek, puanlayabilecek haddi kendimde görmüyorum. Kitapta geçen makaleler bilgi anlamında yeterince doyurucu olduğu gibi analiz yönünden de kuvvetli. Ancak ben bu kitabı aldığım zaman Atatürk inkılaplarının bir analinizi bekliyordum ki yukarıda da belirttiğim gibi bu konulara kısmen değinilmiş. Ancak kitabın sonlarına doğru -bana göre- kitapta yer almaması gereken konular da eklenmiş. Mesela Ziya Gökalp'ın görüşlerinin uzun uzadıya incelendiği makalenin bu eserde bu kadar yer kaplaması tuhafıma gitti. Tabii ki Ziya Gökalp'in Atatürk ve yeni devletin fikri temelleri üzerindeki etkisine yer verilmelidir ancak Gökalp'ın görüşlerinin yabancı
Atatürk ve Demokratik TürkiyeHalil İnalcık · Kronik Kitap Yayınları · 20201,277 okunma
8/10
·576 syf.··
2026 14. kitabı
Genç yetişkin okurlara hitap ediyor ve smut yok, üstü kapalı yazdığı için rahatlıkla okuyabilirsiniz ama tabi mafyatik olaylar, silah, şiddet ve çocukluk travmalarının yer aldığını da belirteyim. Kitapla ilgili genel yorumum şöyle ki; Devrim Alicim bir tane ve Eliz onu hak etmiyor Bu adam daha ne yapsın yaa? Seni korumak için daha ne yapabilir? Kendisine aşık olduğum için; Eliz aradan çekilebilirsin artık diyorum Ki kaçmalara doyamadın zaten Konu güzel, işleyiş güzel, sonu kesinlikle şaşırtıcı bir mucize ama son cümledeki Eliz’in düşüncesiyle acaba kendisi Devrim’e daha büyük bir kötülük yapmayacak mı? Tabi bunların cevabı ikinci kitaba kaldı. Umarım burnunun sürttüğünü görürüz . Konudan da biraz bahsedeyim. Kızımız Eliz’in çocukluğu hapisteki annesinin yanında geçmiş ve sonrasında kendi gibi aynı kaderi paylaştığı bir kaç dostuyla dışarıda bir hayat kurmuştur. Bir gün birlikte gittikleri bir konserde Eliz’in şahit olduğu bir mafya cinayeti ve ardından vurulmasıyla birlikte gözünü Devrim Ali’nin evinde açar. Devrim Ali ona; mafyanın peşinde olduğunu ve öldürülene dek peşini bırakmayacaklarını söyleyerek ona yaşaması için bir fırsat sunar. Evinde istediği kadar misafir olabileceğini ve kimse Eliz’in nerede olduğunu bilmiyorken bunun sonsuza kadar böyle kalması gerektiğini belirtir. Fakat Eliz iyileşir iyileşmez gideceğini söyler. Günler geçtikçe Eliz’in gitme isteği daha da artar çünkü bu misafirlik olayından birileri hiç memnun değildir ve bunu dile getirmekten de geri durmaz. Devrim Ali ise Eliz’in gitmemesi için elinden geleni yapar ama sakladığı çok büyük sırlar da vardır. Eliz tam olarak Devrim Ali’ye güvenmesede ona çekilmeye başlamıştır ve bu doğru değildir. Bundan kurtulmak isterken bütün olayların odağında bulur kendisini ve artık kurtulamayacağı bir
MisafirBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 2026229 okunma