Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk tarafından, biri de milliyetçilik olan 6 umde ile kurulmuştu. İsmet İnönü parti başkanlığı sırasında milliyetçilik umdesinin kaldı-rılması cihetine gidemedi ama milliyetçiliğe en büyük darbeyi vurdu. Köy Enstitülerinin komünist yuvası haline gelmesine göz yumduğu gibi 1944'te Türkçülere karşı açılan Haçlı Seferinin başkomutanlığını da bilfiil yaptı.
Yetiştirip Türkiye'ye armağan ettiği Ecevit ise milli-yetçiliğe cephe almıştır. Nitekim son kongrelerinde, Halk Partisi'nin milliyetçi olduğunun tüzüğe geçirilmesi hakkındaki takriri hasır altı etmiştir. Fakat asıl mühimi, Anayasa değişikliği hakkında partilerin fikrini soran hükümete verilmek üzere hazırlanan cevaptır.
Halk Partisi şu teklifleri kabul etmiyor:
1) Anayasanın ikinci maddesine "milliyetçilik" deyi-minin konulmasını;
2) Anayasaya, sınıf kavgasını kesin olarak önleyecek madde konulmasını;
3) Anayasaya Türk Bayrağı'nın ve İstiklâl Marşı'nın konulmasını;
4) Tabiî senatörlüğün kaldırılmasını,
Demek ki, Türk Devleti'nin milliyetçi olmasını kabul etmiyor. Bunun mefhûm-ı muhalifi beynelmilelciliktir. Dünyada komünist ülkelerden başka beynelmilelci oldu-ğunu ileri süren devlet yoktur.
Sınıf kavgalarını önleyecek maddeyi de istemiyor. Demek ki, sınıf kavgasını istiyor. Sınıf kavgası kimlerin şiarıdır?
Türk Bayrağı ile İstiklâl Marşı'nın Anayasaya girme-sini istememek bunları günün birinde kolaylıkla değişti-rebilmek arzusundan doğar. Acaba sayın Bergüzar Türk Bayrağı yerine hangi bayrağı ve İstiklâl Marşı yerine hangi marşı düşünüyor?
Bütün bunlardan sonra tabiî senatörlüğün kalmasını istemekteki sebep kendiliğinden ortaya çıkıyor: Tabiile-rin büyük kısmı aşırı solcudur.
Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.
Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş.
Sağ u solu gözler idim, dost yüzünü görsem deyi
Ben taşrada arar idim, ol cân içinde cân imiş.
Öyle sanırdım ayrıyım, dost gayrıdır ben gayrıyım.
Bende görüp işiteni, bildim ki ol cânân imiş.
Köy Enstitülerinde ise durum öyle değildi. Tüm yaz mevsimi- ni tatilde geçirmek olanaksızdı. Aşık Veysel, izin alıp memlekete, Sivrialan'a gitmeyi normal yollardan sağlayamayınca, burada da şiirin gücüne başvurmuştur. Hasanoğlan Köy Enstitüsü günleri...Memleket gözünde tütüyor. Dilekçeyle olmuyorsa, şiirle istenir izin:
Yine mektup geldi gül yüzlü yardar
Gözletme yollarn gel deyi yazmış
Sivrialan köyünden bizim diyardan
Dağlar mor menekşe gül deyi yazmış,
Böyle bir şiirden sonra Aşık Veysel'e izin verilmez mi? Enstitü yöneticileri der ki, "Anlaşıldı, Aşık memleketini özlemiş ne kadar istiyorsa gitsin".
Törenin adı batsın. Mal yabana gitmesin,deyi anası gibi sevdiği, saydığı kadını, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben? Dedesi yaşında sakalı göbeğinde bir ere,on sekizinde kızı avrat eden töre yere batsın...