"İş işten geçmedi mi biraz beyler? Bu adamı Almanya'nın en büyük katili yapıp işler yolunda gittiği sürece peşinden ayrılmayan sizdiniz; hiç duraksamadan istenen her yemini eden ve binlerin ölümünden sorumlu olan, bütün dünyayı gözyaşlarına boğup gazap oklarını üstüne çeken bu suçluya uşaklık edecek kadar alçalan ... sizlerdiniz; şimdi ona ihanet ediyorsunuz. ... Şimdi iflası örtmek olanaksız hale gelince, kendilerine siyasi bir mazaret bulmak için, beş kuruşsuz kalan bu eve ihanet ediyorlar - iktidar peşinde koşarken yollarına çıkan her şeye ihanet eden aynı adamlar."
Sayfa 111 - Reck-Malleczewen, Çaresiz Bir Adamın Günlüğü·Kitabı okudu
Hasta olmak çatışma durumunu çözmenin bir tür yoludur. Hastalık, kişinin dünyasını küçültme yöntemidir, böylece bedenin ilgi ve sorumluluk alanı daralır ve kişi problemle daha başarılı bir şekilde başa çıkma şansı elde eder. Sağlık ise organizmanın kendi yetkilerini gerçekleştirmek üzere özgür kılınmasıdır.
Dağılıp her yeri kaplama özelliğiyle birlikte gelen bu kaygı, bir tür kesinlik arayışının başlamasına da sebep olur ve bizler şu an, köktendinci tarikatlarda ve çeşitli totaliter tinsel akımlarda bunun dışavurulduğunu görüyoruz.
Lifton yaşadığı çağdaki kişiliklerin sürekli kimlik değiştirdikleri yönündeki analizinde mitolojik bir karakter olan "Proteus"a gönderme yapar. Yunan mitolojisinde Poseidon'un oğlu Proteus biçim değiştirme yeteneğine sahipti: "Yaban domuzundan ejderhaya, ateşten sele dönüşebilirdi. Yapamadığı tek şey ise (yakalanıp zincire vurulmadığı takdirde) kendisini tek bir biçimde tutup ona bağlı kalmaktı." İşte bu kılıktan kılığa girme dürtüsü, durmaksızın değişim içinde olmak, sürekli ortamı yansıtmak, modern çağda yaşayan genç bir Proteus'un ifadesiyle "nereye ait olduğu, kim olduğu hakkında" en ufak bir fikri olmaması başdöndürücü bir hızla değişen kültürel durumların sonucudur.
"Her şeyi düşünmüştüm bu işlere girerken. Hapis yatmayı, baskıları, şunu, bunu... Ama yetmiş altı yaşında, bir yabancı ülkede sürgün yaşamak hiç aklıma gelmemişti..."
Bentham, acı çekme ya da haz duyma kapasitesine sahip bütün varlıkların çıkarlarını önemsememiz gerektiğini öne sürerken, sınırı akıl ya da dil yetisini ölçüt alarak çekenlerin yaptığı gibi, herhangi bir çıkarı önemseme alanından dışlamış olmaz. Acı çekme ya da haz duyma kapasitesi herhangi bir çıkara sahip olmanın önkoşuludur; yani ancak bu koşul sağlanırsa çıkarlardan anlamlı bir biçimde bahsetmeye başlayabiliriz.