Bu sıkıntılar dışında, çok da mutsuz sayılmazdım. Bütün mesele vakit öldürmekti. Hatırlamayı öğrendiğim andan itibaren canım sıkılmaz oldu. Bazen odamı düşünmeye koyuluyordum, zihnimde odanın bir köşesinden yürümeye başlayıp yolumun üzerindeki her şeyi aklımdan tek tek sayıyor, sonra başladığım noktaya geri dönüyordum.
Bu kez de kendisinin beni sevip sevmediğini sorguladı, bu konuda bir fikrimin olması mümkün değildi. Yine bir süre sustuktan sonra tuhaf biri olduğumu, beni hiç şüphesiz bu yüzden sevdiğini ama belki de günün birinde aynı sebepten ötürü benden nefret edeceğini mırıldandı.
Bir hastalıktır umut, bizi yaşatan ve yaşamımızı elimizden alan. İçine çekilmekten en çok korktuğumuz ve vazgeçilmez yazgımızdır o. Yazgı ise bir lanettir asla yakamızı bırakmayan. Yazgı ile umudun kavgasında bazen hayalperest aptallara dönüşürüz bazen de boğulan cesetlere. Fakat bilmelisiniz birbirine bağımlı varlıklardır bunlar biri olmadan diğeri de var olamaz. Dino Buzzati de bu kaçınılamayacak kavganın içine düşmüş çaresiz bir yazardı.
Onları daha önce kimseyi görmediğim kadar iyi görüyordum, yüzlerindeki, giysilerindeki hiçbir ayrıntı gözümden kaçmıyordu. Ne var ki seslerini duymuyordum ve gerçekten var olduklarına inanmakta güçlük çekiyordum.