ulu tahıl profil resmi
ulu tahıl kapak resmi
ve ben... cesedini çiğneyen bir deli!
instagram: @kralszkralice
iühf
her yer ve hiçbir yer
bilmem çok uzun zaman oldu, 1 Ocak 1900
Kadın
30 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 22)
258 okur puanı
21 Nis 2016 tarihinde katıldı.
ve ben... cesedini çiğneyen bir deli!
instagram: @kralszkralice
iühf
her yer ve hiçbir yer
bilmem çok uzun zaman oldu, 1 Ocak 1900
Kadın
30 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 22)
258 okur puanı
21 Nis 2016 tarihinde katıldı.
  • Bir grup yazar bir araya gelmiş, sohbet etmektedir. Aralarında Asimov’un daha önceden görmediği kısa boylu, genç ve dinamik biri vardır. Genç, Asimov’a yaklaşır…
    “Sen Isaac Asimov musun?”
    “Ta kendisi.”
    “Ciddi misin? Sen gerçekten Isaac Asimov musun?”
    “Evet. Gerçekten öyleyim.”
    “Bence sen…” Bu kelimeleri söyledikten sonra genç yazar bir süre durur, Asimov kulak kesilir, diğer yazarlar nefeslerini tutar. Genç yazar şimdiye kadarki ses tonunu ve vurgusunu değiştirip cümlesini tamamlar; “…hiçbir şeysin!”
    Etraftakiler kahkaha atmaya başlar.
    İşte bilimkurgunun muhtemelen en iyi öykücüsü, kendi deyimiyle “dünyanın en kavgacı insanı” Harlan Ellison’ın Asimov’la tanışması ve bilimkurgu çevrelerine girişi böyle olur.
  • Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali ile birlikte bir çok dram yaşanmıştır ve tarihte bunu dramı en mükemmel anlatan kitap Uçurtma Avcısı’dır. Olaylara iki çocuğun gözünden mükemmel bir dram ile bakan kitabın yazarı Khaled Hosseini (Halit Hüseyni) en ünlü Afgan yazarlardan biri haline gelmiştir.

    Emir ve Hasan birlikte büyüyen çok iyi arkadaş olan iki süt kardeştir. Emir’in babası bölgede nüfuzlu ve yardımsever biri olarak tanınır. Hasan’ın babası ise Emir’in babasının hizmetlisidir. Herşey mükemmel giderken Emir ve Hasan başlarını belaya sokarlar ve Hasan Emir’i kurtarmak için kendini öne atar. Emir ona destek olmak yerine oradan kaçar ve Hasan’ı kaderi ile başbaşa bırakır. Hasan hayatı boyunca unutamayacağı bir şiddete maruz kalır ve Emir bunu sadece uzaktan izlemekle yetinir.

    Emir bu olanlardan dolayı büyük utanç duyar ve bir daha Hasan’ın yüzüne bakamaz. Fakat birlikte yaşadıkları için duyduğu utanç ile hergün yüzleşmek zor gelir ve Hasan’a bir tuzak kurarak onu hırsız gibi gösterir ve böylece babasının işten atılmasına sebep olur. Her ne kadar Emir’in babası bu olayı görmezden gelip Hasan’ı affetsede Hasan’ın babası bu utanca dayanamaz ve oğlunu alıp bölgeyi terk eder.

    Bu sırada Sovyet işgali başlar ve Emir ile babası herşeyleri kaybederler. Bunun üzerine ellerinde kalanlar ile birlikte Amerika’nın yolunu tutmak zorunda kalırlar. Fakat yeni hayatta Emir’in içinde bulunduğu duruma değiştirmek ve geçmişinden gelen pişmanlık ve utanç ile yaşamak zorunda kalır.

    Aradan yıllar geçer ve büyümüş olan Emir Afganistan’dan bir telefon alır. Arayan kişi Hasan’ın başının tehlikede olduğunu ve yardıma ihtiyacını olduğunu belirtir. Bunun üzerine vicdanını rahatlatma fırsatı bulan Emir Amerika’daki hayatını bırakıp Afganistan’a geri döner. Döndüğünde ise herşeyin daha kötüye gittiğini görür. Dahası Hasan ölmüştür fakat onun da bir oğlu vardır. Oğlunu kurtarmak için ise yıllar önce kaçmayı tercih ettiği gibi bir olay ile karşılaşır. Ya tekrar kaçıp ikinci kez vicdanı ile başbaşa kalacaktır yada bu kez karşı koyup Hasan’ın oğlunu kurtarıp ona olan borcunu ödeyecektir.
  • Ülkemizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün kendisinin kaleme aldığı ve bir yurdumuzun nasıl kurulduğuna ilişkin en birinci kaynak özelliği taşıyan bu kitap her Türk gencinin okuması gereken bir kitaptır. Atatürk Nutuk'u altı gün boyunca TBMM'de okumuştur. Arap alfabesi ile yazılmıştır fakat Latin harflerine geçilince ciltler halinde yeniden basılmıştır. Nutuk Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ile başlar ve Gençliğe Hitabe ile sona erer. Tarihleri ise 1919-1927 aralığındaki dönemdir. Nutuk olayların yanında çok önemli şahsiyetleri de içinde barındırır. Atatürk'ün yanında yer alan silah arkadaşları, yaverleri, dostları...

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülke çok kötü koşullarda iken dönemin padişahı Mustafa Kemal'e bir görev verir. Rütbesi 3.Ordu Müfettişliği idi. Görevi ise Samsun ve çevresinde çıkan isyanları ve karışıklıkları önlemek, halkın yatışmasını sağlamaktı. Bu durum onun için bir fırsat yaratıyordu. İzmir'in işgali ve Mondros'un metinleri onu bir şeyler yapmaya mecbur kılıyordu. Samsun'a geldiğinde durum hakkında raporlar tuttu ve bunları padişahla paylaştı. Fakat padişah bu duruma sessiz kaldı. Bunun üzerine daha güvenli bulduğu Amasya'ya geçti. Burada silah arkadaşları ile birlikte bir genelge yayımladı. Bu genelge İzmir'in işgalinin haksız olduğunu bildiren ve halkı protesto yapmaya çağıran bir belge şeklindeydi. Hatta günümüz tarihçileri bu genelgeyi "İhtilal Bildirisi" olarakta tanımlarlar. Fakat bazı sorunlar ortaya çıktı. Mustafa Kemal'in bazı silah arkadaşları bu belgenin altına imza atmak istemezler. Israrlar üzerine atarlar fakat Refet Bey (Bele) kağıdın altına sadece bir nokta koyar. M.Kemal Nutuk'u okuduğu sırada bu durumu eleştirel bir dille anlatır. Amasya Genelgesi'ni Erzurum ve Sivas Kongreleri izlemiştir. Bu kongrelerde bütün doğu illeri tek bir cemiyet altında birleştirildi aynı zamanda başka bir devletin himayesi altında yaşamak yani manda ve himaye kesin bir şekilde reddedildi. İstanbul Hükümeti ile görüşmeler yapıldı. Temsil Heyeti kuruldu. Amasya Protokolü sonucunda meclis yeniden açıldı. Misakımilli yani ulusal sınırlarımız açıklandı. Bu sırada İstanbul işgal edildi. Olağanüstü meclis toplandı ve cumhuriyet dönemi böylelikle başlamış oldu.

    Hükümet kuruldu. Fakat bu duruma tepki gösterenler oldu. Anadolu'da ve bizzat İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen isyanlar başladı. Çok geçmeden Güney Cephesi'nde çıkan olaylar ile birlikte Kurtuluş Savaşı süreci başladı. Güney Cephesi'nde düzenli ordu savaşmamıştır. Fransızlara karşı Kuvayımilliye birlikleri savaşmış ve başarılı olmuştur. Batı Cephesinde Yunan’a, Doğu Cephesi'nde Ermenilere karşı savaşmışızdır. İlk olarak Doğu Cephesi'nde başarı elde ettik. Gümrü Antlaşması yeni devletimizin ilk anlaşmasıdır. Batı Cephesi ise düzenli ordu tarafından savunulsa da Çerkez Ethem ve onun milis güçleri bir isyan başlatmıştır. Bu durum galibiyetimizi ertelemiştir. Çerkez Ethem düzenli orduya katılmak istememiş ve durum öyle ciddi bir hal almıştır ki Yunan'ın yanında savaşta yer almıştır. Süreç zor geçse de Büyük Taarruz ile 30 Ağustos'ta zafere ulaşmışızdır.

    İlk anayasamız 1921 Anayasası yürürlüğe girdi. Padişahlık sona erdi. Vahdettin Efendi İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk etti. Abdülmecit Efendi halife seçildi fakat bu durum Lozan Konferansı için ikilik yarattı. Böylece halifelik kaldırıldı.

    Lozan Barış Anlaşması imzalandı. Yeni başkent Ankara oldu. Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal yeni devletin ilk cumhurbaşkanı oldu. İsmet Paşa ise başbakan.

    Hilafetin kaldırılması, saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı ülkede isyanlara ve karışıklıklara neden oldu. Hatta içlerinde Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşlarının da yer aldığı bir grup Mustafa Kemal'e suikast girişimi düzenledi. Bu suikast başarısızlıkla sonuçlandı.

    Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk'ün biz gençlere olan emaneti "Gençliğe Hitabe" ile sona ermektedir.
  • “Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık. Yaşarken temiz kalsaydık, ölürken yıkanmazdık.”

    Bu güzel sözü söyleyen; güzel bir adamın kitabı olan Çile, Necip Fazıl Kısakürek’in konulara göre bölümlere ayrılmış şiirlerinden oluşmaktaydı. Ve toplam on altı bölüm bulunmaktadır.

    İlk bölümde Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerinin kaynağı ve neden şair olduğu ile ilgili sorulara cevap vermektedir.

    İkinci bölümde, Allah sevgisi ve bağlılığı ile alakalı şiirler bulunmaktadır. Hatta kitabın adını taşıyan ‘Çile’ adlı şiir de bu kategoridedir. Birkaç mısra da buraya bırakmak isterim.

    “Pencere koştum: Kızıl kıyamet!
    Dedikleri çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.”

    Üçüncü kısım da ise insan benliği ile alakalıydı. Ruhun temizliği, dinginliği ahlak ve peygamber efendimiz adına yazılan şiirler bulunmaktaydı. Bir sonraki bölümde ise Necip Fazıl Kısakürek ölümü ele almıştı. Ecelin gelip kapıya çattığının habercisiydi sanki.

    Beşinci bölümün temel konusu ise şehirlerdi. Ki Necip Fazıl, İstanbul’a olan sevgisini anlatan birçok şiiri vardı. Ama her şeyden önemlisi, kendisini Kaldırımlar adlı şiiri ile tanmış olarak bu meşhur şiiri ise Şehirler kategorisinde yer alıyordu.

    “Kaldırımlar, çilekeş yalnızlığın annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.”

    Bir sonraki bölümde ise Necip Fazıl Kısakürek doğanın, tabiatın ayrıcalık ve eşsizliğinden bahsedip, azgın dalgaların; sert rüzgârların, ağaçlarda savrulan yaprakların dili olmuştur. Yedinci bölümde ise kadınlardan bahsedilmiş. Ama genel olarak iki mısralık sözler demek daha uygun olur o bölüm için. İki satırlık mısraların içinde de direk ‘kadın’ ifadesi geçiyordu, oradaki anlamı kelimelerin gölgesinden bizler çıkarıyorduk.

    “Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
    Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz…”

    Sekizinci bölümün ana teması ‘korku’ idi. Korkunun bin bir çeşidi vardır. Karanlıktan, ölümden, yalnızlıktan, ihanetten, yalandan korkmak gibi mesela… Ama burada anlatılan asıl korku bence ölümdü. Ölüp, toprağın altında bir başına olmanın korkusu anlatılıyordu sanki dizeleri oluşturan kelimelerin arkasında.

    “Gün bitiyor şafakta,
    Biliyor, biliyorum:
    Tabut gıcırdamakta
    Ve hevesler damakta…”

    Bir sonraki bölümde ise ‘Daüssıla’dan yani yurt özleminden bahsediliyordu. Farklı yurt özlemlerinden… Birine; bir anne kucağıdır yurt. Birine ise yaşadığı memleket, birine ise gurbetteyken kokusu burnunda tüten can şehri… Sana, bana, ona göre değişir. Tek bir ortak noktası ise herkes gönlünden bağlanmıştır can yurduna. Ve duyulan özlemler hep aynıdır. Acı bir şekilde, derin nefes aldığında koklamak istediğin kokunun burnunda tütüp; burun direğini sızlatmasıdır.

    “Hasretim, her tümseğin, her çatının ardında;
    Kelimenin üstünde, cümlelerin altında…”

    Onuncu bölümde ise konumuz ‘Ukde’ başlığı altında toplanan şiirlerdi. Ki bilirsiniz ukdenin iki anlamı vardır. Bir düğüm anlamına gelirken birde içinde dert olan şey anlamına da gelmektedir. Bu başlığın kesin bir anlamı yoktu aslında. Şiirler her iki anlamı da barındırıyordu. Zamanın attığı düğümler ile şöhretin içinde geçirilen dertlere denk geliyordu.

    “Nedir zaman, nedir?
    Bir su mu, bir kuş mu?
    Nedir zaman, nedir?
    İniş mi, yokuş mu?”

    Daha sonraki bölümlerde ise kahramanlık ve savaşlar gibi ülkemiz için önemli olaylar adına yazılmış şiirler bulunmakta. Kahraman dediğimde aklınızda bir sınırlandırma olmasın. Necip Fazıl Kısakürek geçmişin geçmişine giderek Yunus Emre’ye dayanana kadar kahramanlarını bizimle paylaşmıştır.

    “Rüzgâra bir oku ver ki, hırkandan;
    Geleyim, izine doğru arkandan;
    Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,
    Medet ey dervişim, Yunus’um medet…”

    Son bölüm var ki diğer tüm bölümlerden farklı. Necip Fazıl Kısakürek; bize şiiri anlatıyor. Hani bazı insanlar için şiir mısralardan oluşan ve herhangi bir anlam ifade etmeyen dörtlükler ya, sanki bu düşüncelerinize karşın gerçekleri anlatmak için yazılmış bir bölüm.

    “Şiirde baş unsur, fikirle hissin ara çizgisi üzerinde, duygulaşmış düşüncelerdir.”
  • Genç, güzel ve masum bir edebiyat öğrencisi röportaj yapmak için Grey adında çekici bir ile bir araya gelir. Genç kız adamın cazibesine kapılır ve onunla birlikte olmak için her şeyi yapmaya hazırdır. Grey de buna razıdır fakat bu ilişkiden bazı beklentileri vardır.

    Erotik fantezilerini kız üzerinde uygulamak isteyen adam karşısında kız şaşkınlık duyar fakat bu içindeki arzuları daha fazla arttırır. Zaman geçtikçe bu ilişki ile genç kız adamın karanlık gizli sırlarını öğrenmeye başlar fakat kendini çoktan kaptırmıştır.
ve ben... cesedini çiğneyen bir deli!
instagram: @kralszkralice
iühf
her yer ve hiçbir yer
bilmem çok uzun zaman oldu, 1 Ocak 1900
Kadın
30 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 22)
258 okur puanı
21 Nis 2016 tarihinde katıldı.
2018
489/500
98%
13 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 5. sırada.

Okuduğu kitaplar 520 kitap

  • Uçurtma Avcısı
  • Kendimiz
  • Nutuk
  • Grinin Elli Tonu
  • Hansel ve Gretel
  • Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
  • Katre-i Matem
  • Şah ve Sultan
  • Od
  • Elveda Güzel Vatanım

Okuyacağı kitaplar 50 kitap

  • Titus Groan
  • Gormenghast
  • Titus Tek Başına
  • Yürümenin Felsefesi
  • Sevişirken Ölen Beş Kişi
  • Şiirler
  • İnilti
  • Peyniraltı Edebiyatı Sayı 16
  • Psikeart - Sayı: 44
  • Yeni Dalga Dergisi: Sayı 1

Kütüphanesindekiler 195 kitap

  • Amber Yıllıkları 1-2-3. Kitaplar
  • Karanlığın Hızı
  • Ulusal İnsan Hakları Kurumları
  • Anayasa Yargısında İbadet Özgürlüğü
  • Anayasa Hukuku Ders Notları
  • Sosyolojik Düşüncenin Ustaları
  • Roma Borçlar Hukuku
  • Roma Hukuku Dersleri
  • Faust
  • Aforizmalar

Beğendiği kitaplar 38 kitap

  • Karanlığın Hızı
  • Eski Sevgili
  • Son Şeyler Ülkesinde
  • Deniz Feneri
  • Kayıp Kentin Radyosu
  • Bi`şey Söylicem Ama Gülmek Yok
  • Şamanlar Diyarı
  • Merderan'ın Sırrı
  • Bataklık Ülke
  • Tanrıların Alfabesi

Beğendiği yazarlar 13 kitap

  • Jane Austen
  • Mervyn Peake
  • Catherine Fisher
  • Yaşar Kemal
  • William Shakespeare
  • Didem Madak
  • Harper Lee
  • J. D. Salinger
  • Dostoyevski
  • Stefan Zweig