Öncelikle Pınar 'in incelemesine katılıyor ve eleştiriden ziyade biraz tahlil eklemek istiyorum.
Kız ve erkek çocuklarının ilk rol modelleri ebeveynleridir. (Her şey ailede ve içine doğulan yaşamla başlar, çevreyle gelişir.)
Karakterimiz Yozo yürüyen bir anksiyete. Evet, teşhisi bu bence. Kronik anksiyeteye sahip ve benlik kaygısı yaşayan, hatta benlikleri arasında kaybolmuş, her şeyden korkan biri. İlk önce babasına karşı duyduğu korku ve sonrasında yaşama karşı duyduğu korku, bilgisizlik, yaşadığı tacizler, bilinmezlik ve maddi refahın içinde çektiği yoksulluk onu böyle bir insana çevirmiş.
Güvensiz, kaygılı, endişeli, aşırı stresli, suçlu hisseden, ilişkileri anlamlandıramayan (korktuğu için, mutlu olmaya bile korkuyor) iletişimde aşırı eksiklik çeken birisi.
Sona doğru morfin bağımlılığından dolayı hastaneye yatırılıyor daha sonra, babasının ölümünden sonra, abisi onu alıp memleketinde bir eve yerleştiriyor. Orada da ruh halinde bir değişiklik olmuyor.
Ve kuvvetle muhtemel soydan gelen bir psikolojik rahatsızlığı da var. Genel çerçevede insanlar ailelerinin yansımasıdırlar. Zihinde gerçekleşen şeyler tamamiyle soyut değildir, hücrelerimiz, genlerimiz... hepsi birbiriyle iletişim halindedir. Yani psikolojik rahatsızlıklar aileden, anneden, gelebilir. (Örneğin annesi veya anneannesi şizofreni olan birinin de şizofreni olması yüksek muhtemeldir. Olabilir.) Ayrıca Yozo'nun yaşamı da trajedik bir yaşam... Doğduğundan beri böyle olan biri için katlanılamaz ve yaşanılmaması gereken olaylardı. O yüzden Yozo'nun insanlığını yitirişini bir nebze de olsa anlayabiliyorum.
Velhasıl kelam... Bu kitap bana vaka incelemesi gibi bir katkıda bulundu. Okumanızı önerir miyim? Bilemedim. Sadece ben biraz, gerçekten biraz, sevdim. Biraz diyorum çünkü karakterin zihni aşureden bile
Öncelikle
Tekrar etmek istiyorum: Lütfen Nos'u verir misin? :D D. N. Archeron
Gümüş Yürek 1 çok ama çok güzel bir giriş kitabıydı. Nos, Zaina, Marlo ve Eira muhteşem bir dörtlülerdi ama aralarından biri ne yazık ki sonsuz karanlığa karıştı. Yani kendine. Çünkü Nos siyaha aitti. Siyah da Nos'a. Eira ise hiçliğe ait sanırım. Ne insan ne fey. Hâlâ ne olduğunu bulamamış tam bir kabul görememiş. İcinde denizci kadar hırsızlık da var. Aslında çok çeşitli bir karakter. Ne yapacağını kestirmek güç.
Çoğunlukla gemide geçen, uzun bir yolculuktu. Benim için sonu biraz hüsran olsa da yeni maceralarını merakla bekliyorum. Nos yok belki (kimse de onun yerini dolduramayacak) ama yine de Nos ile kavuştuklarında ona anlatacak bir sürü hikâyeleri olacak.
Bast karakterini... Bilmiyorum çok nötr kaldım sanki. İyi bir arkadaş olursa sevebilirim. Ama Eira ile çift olurlarsa... Nos'a ihanet etmiş gibi hissederim o yüzden sevemem.
Tamam, gerçekçi bakılacak olursa aradan uzun zaman geçecek Nos ile son görüşmelerinden. Tabi ki hayatın olağan akışına ayak uyduracak duyguları değişecek belki de. Ama gerçekçi bakmaya gerek yok benim açımdan. :( Şu an böyle hissediyorum. :'(
Ben kitaba başlarken her an bir yerlerden Nos çıkacak diye heyecanla bekledim... Gerçekten. Ben mutlu son seven biriyim... Mutsuz sonlar beni üzüyor.
Doğal Denge'ye çok öfkeliyim. Ne gaddar ne acımasızlar...
Onun dışında betimlemeleri yer yer sevdiğimi söyleyebilirimm, beni pek sıkmadılar... Normalde pek sevmem.
Diyecek başka sözüm yok. :)
Okuyacaklara iyi okumalar
Yol sizden yana olsun :)