Cep telefonumdan senin ismini sildim. "Bul" a bastım, "Sylvie"yi bulana kadar aşağı indim, sonra "seçenekler"e bastım ve "sil"i seçtim. Ekranımda korkunç bir yazı belirdi: "Sylvie'yi silmek mi istiyorsunuz?" Epeyce tereddüt ettim. Sonunda, hüzünle "evet" tuşuna bastım. Kendimi atom bombasının kırmızı düğmesine basan bir cumhurbaşkanı gibi hissettim. Ve ekranda küçük bir çöp kutusu resmi belirdi, kapağı kapandı. İşte böyle, seni çöpe attım. Muhakkak bir gün, daima yeni numaralar icat eden Madam SRF çöp kutusunun yerine kapağı kapanan bir tabut koymayı akıl edecektir.
Sylvie daima, herkese teşekkür ederdi. Herkesten özür dilerdi ve bu beni sinirlendirirdi. Sanki dünyaya geldiği için özür diliyordu, rahatsız etmekten korktuğu için, sanki fazlaydı o, sanki davetsiz gelmişti.
Tabii ki davet edilmiştin. Ve çok şükür ki benim için davet edilmiştin. Oturma planı yapılırken seni benim yanıma koymuşlardı. Ben geldiysem, orada olacağını bildiğim için geldim, yoksa belki de gelmezdim. Benim yanımda olmak, hayatı bana daha güzel bir hale getirmek için davet ve icat edildin.
Herkesten özür dileyen sen, neden haber vermeden gittin, benden sıkılıyor muydun? Üstelik özür de dilemedin bu sefer, hiçbir şey demedin. "Öldüğüm için özür dilerim" demedin bana.
Cesaret edemedin. Biliyordun ki seni affetmem. Belki de sana eşlik etmemi istemiyordun. Belki de başka bir yerde, başka biriyle bir randevun vardı. Bana gideceğini söyleseydin, ben de seninle gelirdim, akşam yemeğine çıktığımız ve seni daireme götürdüğüm ilk geceki gibi.
İkimizden hayatta kalan benim, yola tek başıma devam etmem gerekecek. Peki bunu isteyecek miyim?
Sokakta çiftler gördüğümde kendi kendime şunu soruyorum: Önce hangisi ölecek?
Ben ki, seni aldatmayı sık sık istemiş, hatta istemekle kalmamışım, acaba şimdi seni üzmeden, ya da sen bunu fark etmeden seni aldatabilir miyim?
Uzağı gayet iyi gördüğünü söylemiştin.
Bu beni korkutuyor.