Darbe üstüne darbe iniyor. Kaldıramıyoruz ki başımızı? Garip bir körlüğü de aydınlığı da sezdiğimizi iddia edebilelim. Ancak, sırf yaşıyor diye ihanete uğruyor, törpüleniyor ve umursamazlıktan geliniyoruz... korkunç bir hışırtı gibi tüm her şey; ancak alışıldığında da pek çabuk değerini yitiren, önemsizleşen: kötülük nispetinde... Darbe üstüne darbe iniyor, kanıyor kulaklarımız, yarım çıkan, tek kelimesiyle hayatın, daralıyoruz, paramparça olmuşçasına göğsümüz; kemiklerimiz batıyor bir sağa, bir sola. Huzur da bulamıyoruz açıkçası. Varlığımız da kendi kıymetsizliğimiz nispetinde çünkü. Çünkü yoksa anlam vermek, tatsız, tuzsuz uyumaları, zaman geçirmeleriyle hayatın, sürürüz ayaklarımızı, asfalta, çamura, kire, pasa, lakayt biçimde daldan dala kaçıştırdığımız zihnimizle... Bu zamanların ekinidir Cünûn, pek bir arsız büyür; diğer ekinleri de yer bitirir, işine bakar... Cünûn... içimdeki delilik... içimdeki bilinmezlik...