Çok fazlada anlam yüklemeyin dünyaya. Yarısı şükür, yarısı sabır, yarısı teselli, yarısı kahır. Kimseyi de bilmeden yargılamayın, herkesin derdi kendine ağır. Anlatmak ve anlaşılmak için de fazla yormayın kendinizi; insanların yarısı samimiyetsiz diğer yarısı kendine sağır.
Şehadet - Şehitlik - Şahitlik
Şehadet - Şehitlik - Şahidlik İnsanlık tarihi, kelimelerin gizemli yollarıyla doludur. Bugün farklı dünyalara ait gibi görünen Batı dillerindeki "martyr" ile Doğu dillerindeki "şehit" kelimeleri, aslında insan hafızasının ortak bir noktasından doğmuştur. İki farklı kültür de birbirinden bağımsız olarak, bir olaya "tanık olma" eylemini, inanç uğrunda "can verme" eylemiyle bağdaştırmıştır. Hristiyanlığın yasak olduğu o ilk dönemlerde Romalılar, inananları yakalayıp dinlerinden dönmeye zorluyorlardı. Dönmeyenleri ise çarmıha geriyor, arenalarda aslanların önüne atıyor, diri diri yakıyorlardı. Ancak bu insanlar, ölmek pahasına mahkemelerde inançlarını haykırdılar, yani ona tanıklık ettiler. Antik Yunancada sadece "mahkeme şahidi" anlamına gelen martys (μαρτυς) kelimesi, bu acı tecrübeyle yeniden şekillendi. Diğer inananlar, canı pahasına inancına şahitlik eden bu kahramanlara martyr (μαρτυρ) dediler. İslamiyetin ilk yıllarında da tarih tamamen aynı şekilde tekerrür etti. Mekke'nin kızgın kumlarında işkence gören ilk Müslümanlar, dinlerinden dönmeleri istendiğinde tıpatıp aynı dik duruşu gösterdiler. Canları pahasına, inandıkları Allah’ın birliğine şehadet ettiler. Arapçada "gören, tanıklık eden" anlamına gelen şahid kelimesi, bu büyük fedakarlıkla yepyeni bir anlama büründü. İslam toplumu da inancına hayatıyla tanıklık eden bu insanlara "şehit" dedi. Bir fikre, bir inanca veya bir değere sadece inanmak yetmez; insan, inandığı şeyin dünyadaki şahidi olmak ister. Ve bazen hayat, insandan o şahitliğin altına sadece imza atmasını değil, kendi canını mühür olarak basmasını talep eder.
Din
Reklam
Derdi olan neylesin…
DERDİ OLAN NEYLESİN? Gerçek bir aşk hikayesi okumaya ne dersiniz? Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde bir süre orada kalır. Sultan o zamanlar çok babayiğit ve yakışıklıdır . Bu sırada kaldığı otağda görevli Mısırlı bir cariye vardır ki, Selim Han sabah çıkınca, geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor... Bu cariye Yavuz Sultan Selim Hanı görür görmez âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk!.. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı, diğer tarafta basit, siyah tenli, kuru çelimsiz bir cariye... Cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Padişaha açılmaya karar verir. Lâkin aradaki uçurumu düşününce koca sultanın karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamaz. Düşünür, taşınır ve bir yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Bir not yazarak Selim Hanın yatağına bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır: “Derdi olan neylesin?” Akşam gelince notu gören Selim Han, bunun, çadırını süpüren cariyeye ait olduğunu anlar ve kâğıdın arkasına cevabını yazar: “Derdi neyse söylesin.” Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Cariye temizlik için çadıra geldiğinde kaparcasına kâğıdı alıp heyecanla okur. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip önceki notunun altına şu cümleyi ekler: “Korkuyorsa neylesin?” Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar: “Hiç korkmasın söylesin!” Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir! Aşkını o akşam halifeye söyleyecektir. O gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip beklemeye başlar... Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariye hemen ayağa kalkar. Selim Han: _ “Buyurunuz, sizi dinliyorum” deyince, cariye bütün cesaretini toplamaya çalışırken,
Bitirilen bir kitap ve bir şaşırtmaca daha !!! Vazgeçişler ???!!! Bende kolay vazgeçirim ama Kendimden !!! Kitap bana bir vazgeçişin, vazgeçilmez için ya vazgeçilmeyecek kadar önemli bir durum olduğunu sorgulattı? Biz bir çiçek gbi solmayalım diye bazı durumlardan vazgeçtiğimiz zaman ya vazgeçtiğimiz diğer çiçek dalından düşmeyi göze alıp atlarsa ve biz bu yaşam savaşını kazandır derken vicdan azabı ile yeniden yeşerebilir miyiz ? Hangi karar daha ağır Yaşam sevinci mi? Vicdan azabı mı ? Tarık Tufan. 🌀hayal meyal “” cevabını duymaya hazır olduğun sorular sor? Diyor kitap Peki ya seçimler ???!!! Hayal MeyalHayal Meyal Tarık TufanTarık Tufan
"Çok fazlada anlam yüklemeyin dünyaya. Yarısı sükür, yarısı sabır, yarısı teselli, yarısı kahır. Kimseyi de bilmeden yargılamayın, herkesin derdi kendine ağır. Anlatmak ve anlaşılmak için de fazla yormayın kendinizi; insanların yarısı samimiyetsiz diğer yarısı kendine sağır. "
Darbe üstüne darbe iniyor. Kaldıramıyoruz ki başımızı? Garip bir körlüğü de aydınlığı da sezdiğimizi iddia edebilelim. Ancak, sırf yaşıyor diye ihanete uğruyor, törpüleniyor ve umursamazlıktan geliniyoruz... korkunç bir hışırtı gibi tüm her şey; ancak alışıldığında da pek çabuk değerini yitiren, önemsizleşen: kötülük nispetinde... Darbe üstüne darbe iniyor, kanıyor kulaklarımız, yarım çıkan, tek kelimesiyle hayatın, daralıyoruz, paramparça olmuşçasına göğsümüz; kemiklerimiz batıyor bir sağa, bir sola. Huzur da bulamıyoruz açıkçası. Varlığımız da kendi kıymetsizliğimiz nispetinde çünkü. Çünkü yoksa anlam vermek, tatsız, tuzsuz uyumaları, zaman geçirmeleriyle hayatın, sürürüz ayaklarımızı, asfalta, çamura, kire, pasa, lakayt biçimde daldan dala kaçıştırdığımız zihnimizle... Bu zamanların ekinidir Cünûn, pek bir arsız büyür; diğer ekinleri de yer bitirir, işine bakar... Cünûn... içimdeki delilik... içimdeki bilinmezlik...
Alıntı
Reklam
Reklam