İrade Eğitimi: Güçlü Bir Benlik İnşası
Puan vermedi·260 syf.·
2026 120. kitabı
Jules Payot’un “İrade Eğitimi” adlı eseri, insanın en temel iç gücü olan iradeyi geliştirmeyi hedefleyen klasik bir kişisel gelişim kitabıdır. Yazar, insanın başarısızlığının çoğunlukla zekâ eksikliğinden değil, irade zayıflığından kaynaklandığını savunur. Bu eser, özellikle öğrenciler ve kendini geliştirmek isteyen bireyler için disiplin, dikkat ve kararlılık üzerine güçlü bir rehber niteliği taşıyor. Kitabın ana fikri, iradenin doğuştan gelen sabit bir özellik olmadığı; eğitilebilen ve güçlendirilebilen bir beceri olduğudur. Payot, insan zihninin tembelliğe ve hazza kolayca yöneldiğini, bu yüzden düzenli bir irade eğitimi yapılmazsa kişinin dağınık ve verimsiz bir yaşama sürükleneceğini belirtiyor. Yazar, iradeyi güçlendirmek için birkaç temel prensip sunuyor; * Dikkatin kontrolü: Zihnin dağılmasına izin vermemek, odaklanmayı sürekli egzersiz haline getirmek * Disiplinli yaşam: Günlük alışkanlıkları bilinçli şekilde düzenlemek * Erteleme ile mücadele: “Şimdi yapma” eğilimini kırmak * Zihinsel direnç: Rahatlık yerine çabayı seçmeyi öğrenmek Payot’a göre insan, her küçük irade zaferiyle daha güçlü bir karakter inşa eder. Bu nedenle irade eğitimi, büyük hedeflerden çok küçük ama sürekli disiplinlerle ilerliyor. Ayrıca yazar, duyguların ve hayal gücünün kontrol edilmezse insanı pasifleştireceğini, bu yüzden aklın rehberliğinde bir yaşam sürülmesi gerektiğini vurgular. Kitap, zaman zaman sert bir üslup kullanarak okuyucuyu tembelliğiyle yüzleştiriyor. “İrade Eğitimi”, bireye kendi potansiyelini gerçekleştirmesi için güçlü bir iç disiplin kazandırmayı amaçlayan etkili bir eserdir. Payot’un yaklaşımı, modern kişisel gelişim anlayışının temel taşlarından biri sayılır: başarı, dış şartlardan çok içsel disiplin ve irade gücüyle şekilleniyor. Kitap, okuyucuya şu temel
İrade EğitimiJules Payot · İş Bankası Kültür Yayınları · 202138,5bin okunma
5/10
·368 syf.··
2026 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:55
Çok uzun incelemelerden hep nefret ettim çünkü bir gün o nefret ettiğimi yapmak zorunda kalacağımı hiç düşünmezdim. Benim düşünceme göre; Kitabı yorumlara güvenerek hevesle aldım ancak daha ilk sayfalarda fırlatıp atmamak için kendimle savaştım diyebilirim. Sözde kadın psikolojisini konu alıp başlık edinen kitabın ilk bölümlerinde kadının psikolojisinden çok nasıl davranması gerektiğiyle ilgili “akıllı kadın şöyle yapar, akıllı kadın böyle yapar” cümleleri baz alınarak bir kalıba sokulmaya çalışılmış. Bölümlerin devamında ataerkil yapının bozulması gerekliliği ve kadının 2.plana atılması hususuna dikkat çekilse de ana tema yine kadının aşırı duygusal ve hassas yönlerini neden gösterip yine gelenekselci görüşte tıkanmış.Nitekim yazar, kadın duygusal yönüne uygun mesleği seçmeli (öğretmenliği örnek göstererek devam etmiş) derken başka bir bölümde “cinsiyetinden dolayı bir insanın başarısı engellenmemelidir.” diyerek kendiyle çelişkiye düşmüş.Çok şükür ki kadını kalıba sokmaya çalışırken aralara eşitlik serpmeyi de ihmal etmemiş. Dikkatimi çeken başka bir bölüm de feminizmi eleştirdiği kısım. Bir yerde tam olarak şöyle diyor “Yaş 50ye yaklaşmış maddi kazancı artmış erkekler ‘eşime karşı bir şey hissetmiyorum, dünyaya bir kez geldim bari istediğimle olayım derken eşi yanında ağlayarak tedaviye geliyordu. Feminizmden sonra bu durum tersine döndü ve kadınlar bu şekilde düşünmeye başladı.Feminizm çıkış noktasından saparak erkeklerden nefrete dönüştü.’” diyor. Feminizm erkek düşmanlığı olmadığı gibi kadının yeri de evi ve çocukları onu iten, aşağılayan, aldatan kocasının yanı değildir.Elbetteki aile çok önemli ve saygı duyulması, korunması gereken bir kavram ancak yapılan çifte standart bana göre gerçek aile yapısına uygun değil!!!
Duygu ve Düşünce
Kadın PsikolojisiNevzat Tarhan · Timaş Yayınları · 20212,088 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kurumsallaşmış din ve onun siyaseti
7/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Paul, profesör x gibi gücününün üstünde egemenlik kuran bir lider değil,William wallace gibi bir komutan da değil,Hızır veya süleyman gibi olağanüstü güçlerini kullanan bir peygamber de değil,zeus gibi bir tanrı da değil,kitabın özünde kurumsal din eleştirisi var,ilk kitap biterken beklediğimiz o destansı hikayenin bu şekilde devam etmesi belkide bu eleştirilere dikkat çekmek içindi.Bana islam peygamberi öldükten sonra abbasi ve emeviler dönemini çağrıştırdı.
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Yalom'un Dinin Psikolojik Kökenlerine Dair Yorumu
Puan vermedi·64 syf.··
2026 30. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:11
Yalom'un Din ve Psikiyatri kitabındaki bu yaklaşımı, dinlerin kökenini doğaüstü bir açıklamadan ziyade insanın varoluşsal ve psikolojik ihtiyaçları üzerinden değerlendirmesi bakımından dikkat çekicidir. Yazar, insanın doğadan ve evrenden kopuşunun yarattığı yalnızlık, anlam arayışı ve ölüm kaygısının dinî sistemlerin gelişiminde etkili olduğunu ileri sürer. Bu bakış açısına göre dinler, yalnızca metafizik inançlar bütünü değil, aynı zamanda insanın evrendeki konumunu anlamlandırma çabasının ürünüdür. Ancak Yalom'un yaklaşımı, dinlerin tarihsel, kültürel ve teolojik boyutlarını büyük ölçüde psikolojik açıklamalara indirgediği gerekçesiyle eleştirilebilir. Buna rağmen eser, din olgusunu psikiyatri ve varoluşçu felsefe ekseninde sorgulayan, okuyucuyu alışılmış din anlayışlarını yeniden düşünmeye sevk eden önemli bir çalışma niteliğindedir.
Din ve PsikiyatriIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20171,674 okunma
Bir İsim, Üç Hayat: Kim Olduğumuzu Ne Belirler?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 11:08
Florence Knapp, İsimler’de oldukça yalın görünen bir sorudan hareket ediyor: Bir isim, bir hayatı ne ölçüde belirleyebilir? Roman, aynı çocuğun Gordon, Julian ve Bear isimleriyle şekillenen üç farklı yaşamını paralel bir kurgu içinde takip ederken, aslında isimlerden çok daha fazlasını tartışmaya açıyor. Aile içinde kurulan güç ilişkileri, ebeveynlerin çocuklarına yüklediği anlamlar, sevginin dönüştürücü yönü, kuşaklar boyunca aktarılan travmalar ve insanın kendi benliğini inşa etme çabası, üç ayrı yaşam çizgisi üzerinden incelikle işleniyor. Knapp’ın başarısı, alternatif yaşamlar fikrini yalnızca dikkat çekici bir kurgu unsuruna dönüştürmesinde değil; her ihtimalin içinde insan ruhunun kırılganlığını, rastlantıların belirleyiciliğini ve seçimlerin ağırlığını hissettirebilmesinde yatıyor. Aynı başlangıç noktasından hareket eden hayatların, küçük farklılıklarla nasıl bambaşka yönlere evrilebildiğini görmek, romanı bir “Ne olurdu eğer?” anlatısının ötesine taşıyor. İsimler, bir ismin yalnızca bir hitap biçimi olmadığını; beraberinde beklentileri, anıları, aidiyetleri ve hatta kaderi de taşıyabildiğini düşündüren, psikolojik derinliği yüksek, özgün kurgusuyla dikkat çeken bir roman. Psikolojik derinliği ve özgün kurgusuyla öne çıkan İsimler, British Book Awards’ta “Yılın İlk Romanı” ödülüne değer görülmüş ve kısa sürede son yılların en dikkat çekici ilk romanlarından biri olarak anılmaya başlamıştır. İlk roman olmasına rağmen taşıdığı anlatı olgunluğu, eserin gördüğü ilgiyi fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. “Bize verilen isimler mi kaderimizi belirler yoksa zamanla kaderimiz mi ismimize anlamını verir?” İsimler Florence Knapp
1000Kitap
İsimlerFlorence Knapp · Domingo Yayınevi · 2026436 okunma
8/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazılarıysa okurken sizi okur. Aldous Huxley'in Algı Kapıları ve Cennet ile Cehennem'i benim için ikinci gruptaydı. Sayfalar arasında ilerlerken sık sık başımı kaldırıp etrafıma baktım; sanki biri uzun zamandır kapalı tuttuğum algı kapılarını yavaşça aralıyordu. Kitap iki kısa metinden oluşuyor. İlkinde yazar, kendi meskalin deneyimini anlatıyor. Bunu yaparken hem laboratuvar titizliğini hem de şair duyarlılığını koruyor. Sıradan bir çiçeğin, bir kumaşın dokusunun ya da gündelik bir nesnenin nasıl birdenbire olağanüstü bir şeye dönüşebildiğini aktarıyor. En çok etkilendiğim yer de burası oldu. Beynimizin sürekli "işe yarıyor mu, tanıdık mı?" diye süzerek algıladığı dünyayı bir anlığına olduğu gibi, daha canlı görebilme ihtimali... Yazar bunu bir kaçış olarak değil, dünyaya dönüş olarak yorumluyor. Sıradan bir çiçek mucizevi hale geliyor ama aslında daha az değil, daha çok çiçek oluyor. Daha gerçek, daha yoğun, daha dikkat çekici. Kitabın merkezindeki bu "filtre" fikri, Bergson'un düşüncelerinden besleniyor. Buna göre beyin, bizi hayatta tutabilmek için gerçekliği sürekli sadeleştiriyor; gerekli olmayan ayrıntıları ayıklıyor. Yazar ise bu süzgecin bir anlığına kalktığı deneyimleri hem bir bilim insanının merakıyla hem de bir sanatçının duyarlılığıyla kayda geçiriyor. İkinci bölümde işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Sadece güzel görüntülerden ve aydınlatıcı deneyimlerden söz etmiyor; karanlık, sıkışmış ve ürkütücü halleri de aynı açıklıkla anlatıyor. Bu yüzden kitap bana dürüst geldi. Ne deneyimleri romantize ediyor ne de her şeyi büyüleyici göstermeye çalışıyor. Okura yalnızca cennetin anahtarını uzatmıyor, cehennemin kapısının da aynı koridorda olduğunu hatırlatıyor. En hoşuma giden yönlerinden biri de sanatı, dini ve mistik deneyimleri aynı
Algı KapılarıAldous Huxley · İmge Kitabevi Yayınları · 20181,436 okunma