(Bu yorum bu kitaptan bağımsız olarak sahte yazarlardan, sahte bilgilerden, sahte diplomalardan yakınma içerir!)
Merhabalar,
Bir süredir çeşitli türlerde okumalar yapsam da bu okumalardan sizlere bahsedemedim. Kitap yorumu yazmayalı uzun zaman oldu. Önümüzdeki süreçte tek tek okuduğum kitaplardan alıntılar yazmak, onlarla ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Daha önce kitaplarını okuduğum, daha çok bilgiyi sohbet tarzında aktaran, açık ve etkili cümleler kullanan Beyhan Budak’ın yeni kitabı olan “Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi” tıpkı diğer kitapları gibi akıcı üslubuyla birlikte çabucak okunuyor.
Diğer kişisel gelişim kitaplarından bazıları kişisel gelişim adı altında insanlara gerçeklerden uzak bilgiler verip bir de bu bilgileri kullanmalarını tavsiye ediyor. Aslında burada önemli bir şeye dikkat etmenizi naçizane isteyeceğim. Kitabını okuduğunuz yazarın lisansına yani diplomasına dikkat etmeniz burada çok önemli. Günümüzde birçok haberde psikoloji ile yakından ya da uzaktan ilgili olmayan meslek gruplarından insanların diğer insanları sahte seanslarla dolandırdığını görmekteyiz.
Bu gibi sahtekarlıklara karşı bilinçli olmalıyız çünkü aynı durum bazen kitap yazarlarında da gerçekleşebiliyor. Yazar psikolojiyle ilgisi bulunmayan bir lisans bölümünü tamamlayıp sadece kendi tecrübelerinden yola çıkarak bir kitap yazıyor ve bilim adı altında yazdıklarını kitaplaştırıp satışa sunuyor.
Bir çözüm yolu olarak okuduğumuz kitabın popülaritesi o kitabın yazarını, türünü ya da içeriğini araştırmamıza engel olmamalı diye düşünüyorum.
Biraz kitaptan söz ettiğim, çokça da yakındığım bir yorum oldu fakat biz psikoloji öğrencilerinin bilinçli olup toplumu da bilinçlendirmemiz konusunda çabalamamız gerektiğine inanmaktayım.
Saygı ve sevgiyle…
Selam. Beni yeterince tatmin etmeyen ancak oldukça masalsı olan bir kitaplayız bu gün.
Fantastik öğelerle bezeli, Kore mitolojisinden ilham alan ve son yıllarda oldukça ilgi gören Denizin Altına Düşen Kız, özellikle atmosferi ve masalsı dünyasıyla dikkat çeken bir kitap. Ben de kitaba beklentilerle başladım ve okuma deneyimim boyunca hem beğendiğim hem de eksik bulduğum noktalar oldu.
Axie Oh'un Denizin Altına Düşen Kız kitabını bitirdiğimde bu kitabın aslında kötü olmadığını düşündüm. Hatta yer yer çok güzel fikirleri, etkileyici sahneleri ve gerçekten ilgi çekici bir dünyası var. Ancak bütün bunlara rağmen bende büyük bir etki bırakmayı başaramadı. Bunun sebebi de sanırım yazarın kafasındaki fikirlerle bunları sayfalara aktarma başarısı arasındaki mesafe.
Kitabın en güçlü yanı kesinlikle atmosferi. Denizler, ruhlar, tanrılar, efsaneler ve masalsı anlatım zaman zaman gerçekten büyüleyici bir hava yaratıyor. Özellikle bazı betimlemeler çok başarılıydı. Hatta kitabı okurken neden bazı insanların ona bir Ghibli filmi havası yakıştırdığını anlayabiliyorum. Eğer bu hikâye animasyon olarak izleseydim muhtemelen çok daha fazla etkilenebilirdim. Fakat aynı hissi kitapta alamadım. Çünkü atmosfer ne kadar güçlü olursa olsun hikâye ve karakterler onu desteklemekte zorlanıyor.
En büyük sorunlarımdan biri anlatım dilindeydi. Özellikle büyükannenin hikâyeleri o kadar sık tekrar ediliyor ki bir noktadan sonra dikkat dağıtmaya başlıyor. Sürekli "büyükannemin anlattığı hikâyelerdeki kadınlar", "büyükannemin öğrettiği şeyler", "büyükannemin hikâyeleri" ifadelerini görmek karakterin kendi düşüncelerini geliştiremediği hissini yaratıyor. Üstelik bu sadece büyükanneyle de sınırlı değil. Dedem şöyle derdi, ağabeyim böyle söylerdi, büyükannem şunu anlatırdı... Bir süre sonra karakterin
Telefonunuzun ekranını kapattığınızda, çok kısa sürede olsa sürekli zaman geçirdiğiniz o sosyal medya uygulamasını açmadığınızda içinizde bir şeyleri kaçırıyormuş ve bir an önce tekrar o uygulamayı açmanız gerekiyormuş gibi hissettiğiniz oluyorsa, herhangi bir ses veya titreşim duymasanız dahi ekranı yeniden açıp tekrar bakma isteği duyuyorsanız merak etmeyin yalnız değilsiniz.
İnternet sebebiyle günümüzde hiç olmadığı kadar hızlı ve büyük bir bilgi bombardımanına sürekli maruz kalıyoruz. Artık kendimizi sadece komşularımızla değil, dünyanın öbür ucundaki Hollywood yıldızları ile de kıyaslıyoruz. Artık başarı algılarımız herhangi bir dalda en üst mertebedeki kişinin bulunduğu seviyeye göre şekilleniyor. Dolayısıyla elde olanların devede kulaklığının ağırlığı ile sürekli bir tatminsizlik hisleriyle boğuşuyor ve kendimizi bir hamster misali sonu olmayan bir koşu tekerleğinde çırpınırken buluyoruz.
İşte yazarımız çağımızın insanları düşürdüğü bu koşturmacada biraz soluklanması ve yavaşlayarak farkındalık oluşturması gerektiğine dikkat çekiyor. M. Kemal Sayar okurların kafalarında daha kolay canlanır diye düşünmüş olacak ki, girişi arabalar ve trafik ile somut bir konu seçerek yapıyor. Ancak bu bence kötü bir başlangıç. En azından ben bu bölümdeki görüşleri eksik veya yanlış buldum.
Hava kirliliği, gürültü, şehirlerin otoyollarla delik deşik olması gibi savları ile durumun problemli oluşuna tabii ki katılıyorum ancak çözümün araba girmeyen bazı sokaklar planlanması olmasına pek katılamıyorum. Çünkü bence ana problem şehirlerdeki nüfus yoğunluğunun çığırından çıkmasıdır. Ayrıca yazar: "Yollarda herkes eşittir." diye bir cümle kuruyor. (Syf.19) Bu cümleyi nasıl yorumlasam bilemedim, İstanbul trafiğinde patron da çalışan da arabaya binince eşittir diyebileceğimizi pek
POFİDİK AJAN KEDİ, çocukları eğlenceli bir maceraya davet eden, akıcı dili ve renkli çizimleriyle dikkat çeken bir kitap. Pofidik ve arkadaşlarının yaşadığı komik olaylar, küçük okurların merak duygusunu canlı tutarken dostluk, dayanışma ve problem çözme gibi değerleri de eğlenceli bir şekilde aktarıyor. Özellikle mizah dolu anlatımı sayesinde çocukların kitap okumaya olan ilgisini artırabilecek keyifli bir eser. İlkokul çağındaki çocuklar için hem eğlendirici hem de sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor.
Öğretmenim Sen Yaz Urfa Okusun, öğretmenlerin kaleminden doğan şiirleri bir araya getirerek eğitimin yalnızca sınıf ortamıyla sınırlı olmadığını, sanatla ve edebiyatla da beslendiğini gösteren anlamlı bir seçkidir. Şanlıurfa’da yürütülen kültürel bir proje kapsamında hazırlanan eser, farklı duygu dünyalarına sahip şairlerin ortak bir kitapta buluşmasını sağlayarak zengin bir edebî atmosfer oluşturur.
Kitabın dikkat çeken yönlerinden biri de Şair Ramazan Çetiner’in “Şiirler Aşkına” adlı şiirine yer vermesidir. Bu şiir, şiirin yalnızca estetik bir ifade biçimi değil, aynı zamanda insanın iç dünyasını anlamlandıran güçlü bir araç olduğunu hissettiren bir bakış açısı sunar. Eserdeki bu yaklaşım, kitabın genel ruhuyla uyum içinde ilerleyerek okuru düşünmeye ve duygularıyla bağ kurmaya davet eder.
Dil bakımından sade ve samimi bir üsluba sahip olan kitap, farklı yaş gruplarından okurların kolaylıkla takip edebileceği bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda öğretmenlerin sanatsal üretimlerini görünür kılması bakımından da önemli bir kültürel değer taşır. Şiirlerin ortak paydasında; memleket sevgisi, insan, umut, eğitim ve hayatın içinden izler öne çıkar.
Sonuç olarak Öğretmenim Sen Yaz Urfa Okusun, yalnızca bir şiir antolojisi değil; kalemle eğitimin, duyguyla düşüncenin buluştuğu anlamlı bir kültür çalışmasıdır. İçinde yer alan “Şiirler Aşkına” gibi eserlerle okura şiirin dönüştürücü gücünü yeniden hatırlatan kitap, yerel edebiyatın gelişimine katkı sağlayan ve okunmayı hak eden değerli bir çalışmadır.
İnsanoğlu İsa, İsa'yı anlatan bir kitap gibi görünür; oysa biraz dikkat edince insanın kendisini anlattığını fark edersiniz. Her Okur, Kendi İsa'sını Okur.