Premseslikten Seyit Onbaşı'lığa terfii
"Çok yalnızsın," diye fısıldadı büyücü, sesinde kadim bir keder vardı. "Ve ne yazık ki kimse ama hiç kimse gerçekten sevmiyor seni." "Prenses, göğsüne batan bu sözü kahkahasıyla örtmeye çalıştı. "Yanılıyorsun! Çevrem insanlarla dolu; her mecliste neşeyle karşılanır, herkesle tatlı dille hasbihal ederim." "Büyücü, gölgelerin içinden öne doğru eğildi. "O halde bir dahaki sefere onların gözlerine ve dişlerine daha dikkatli bak, Prenses. Gözlerindeki haset ve kini görecek, birbirine kenetlenmiş dişlerinin arasından sızan nefretin kokusunu alacaksın. Çok beğeniliyorsun, göz kamaştırıyorsun. Bu çok rahatsız edici" "Genç kadın öfkeyle doğruldu. "Beni gördüklerinde gözleri kamaşan zavallılara ayıracak tek bir saniyem dahi yok. Ben buraya, mutlu hayatımın başkaları üzerindeki hazımsızlığını dinlemeye gelmedim! Elbette buraya kadar gelişimin bir bedeli, avucuma bırakacağın bir kehanet olmalıydı. Eli boş dönmek istemiyorum." "Büyücü acı bir tebessümle geriye çekildi. "Zaten eli boş dönmüyorsun, Prenses. En çok ihtiyaç duyduğun o karanlık günde, yanında hiç kimsenin olmayacağı gerçeğini heybene koydun."
KIRLANGIÇ HİKAYESİ "Kırlangıcın biri bir gün bir adama aşık olmuş. Her gün pencerenin önüne gelir onu izlermiş. Bir gün bütün cesaretini toplamış ve adama: “Hey adam ben seni seviyorum, uzun zamandır seni izliyorum” demiş. Adam: “Saçmalama sen bir kuşsun, ben ise bir insan. Durduk yere sen de nereden çıktın” diye bunu içeri almamış, pencerenin önünden kovalamış. Kırlangıç yine gelmiş: ”Tamam seni hiç rahatsız etmicem” demiş. “Sadece çok iyi dost olalım” demiş. Adam yine kabul etmemiş ve kırlangıcı kovalamış. Kırlangıç tekrar gelmiş: “Bak demiş hava çok soğuk. Seninle çok iyi arkadaş olalım. Beni içeri al, soğukta donacağım” “Sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalıcam; lütfen beni içeri al” Adam yine kırlangıcı içeri almamış. Kırlangıç çok üzgün bir şekilde başını önüne eğmiş ve gitmiş. Aradan çok zaman geçmiş. Adam pişman olmuş. Derken yaz gelmiş. Adam kırlangıcı diğer kırlangıçlara sormaya başlamış; ama kırlangıcı herhangi bir gören olmamış. Sonunda danışma ve bilgi almak için bilge bir kişiye gitmiş, olanları anlatmış. Bilge kişi demiş ki; “Kırlangıçların ömrü altı aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır sadece bir kez elinize geçer; değerlendiremezseniz uçup gider. Hayatta bazı insanlar vardır sadece bir kez karşınıza çıkar; değerini
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Haklılıktan Dikkate: Sorumluluk, Körlük ve İnsanlık Hali Üzerine Bir Deneme Modern siyasal ve ahlâkî düşüncenin büyük bölümü adalet, özgürlük, eşitlik, haklar veya ilerleme gibi kavramlar etrafında şekillenmiştir. Bu kavramlar insanlığın ortak tecrübesini anlamlandırmak için güçlü araçlar sunmuş olsa da aynı zamanda yeni körlükler de üretmiştir. İnsan çoğu zaman yalnızca çıkarlarının değil, haklılıklarının da tutsağıdır. Tarih boyunca ideolojiler, dinler, uluslar, sınıflar ve hatta evrensel değerler adına yürütülen mücadelelerin ortak özelliği, kendilerini haklı görürken yarattıkları körlükleri fark etmekte zorlanmalarıdır. Bu nedenle temel soru artık yalnızca “Ne doğrudur?” değildir. Daha derindeki soru şudur: Haklı olduğumu düşündüğüm için neyi göremiyorum? Bu soru bizi adalet teorilerinden insanlık haline, ilkelerden ilişkilere ve kesinlik arayışından dikkat sorumluluğuna doğru götürür. Haklılığın Körlüğü İnsan yanlışlarından olduğu kadar haklılıklarından da etkilenir. Yanlış yaptığımızda savunmaya geçeriz; haklı olduğumuzu düşündüğümüzde ise sorgulamayı bırakırız. Bu nedenle tarihsel felaketlerin önemli bir kısmı kötülükten değil, doğruluğundan emin olmuş insanların körlüğünden doğmuştur. Her haklılık bir bakış açısı sunar; fakat aynı zamanda bir görüş alanı da oluşturur. Görüş alanı ise zorunlu olarak bir kör nokta üretir. Dolayısıyla ahlâkî mesele yalnızca doğruyu savunmak değildir. Kişi kendi doğrularının ürettiği görünmezliklerden de sorumludur. Muafiyet Arayışı İnsan zihninin en güçlü eğilimlerinden biri muafiyet arayışıdır. Bazen tarih adına konuşuruz ve sorumluluğu tarihe bırakırız. Bazen piyasa adına konuşuruz ve sorumluluğu mekanizmalara bırakırız. Bazen millet, din, devrim, ilerleme veya insanlık adına konuşuruz ve kendi payımızı görünmez
Felsefe
Boşver! İnsanlar genel olarak zaten bir avuç pisliğin teki.
Bazen düşünüyorum. Bazı insanlar güzel ama bakımsız olduğumu söylüyorlar. Bunu söyleyenler yakınlarım veya arkadaş eskiden olduğum kişilerdi. Öte yandan da güzelsin diyip sonra benim dış görünüşümü eleştiren erkekler vardı. Kimi erkek ve kadınlar bana "tipe bak!" dedi. Küçük kız kardeşim benim gibi görünmek istemediğini söyledi. Mantıksal olarak bakarsam rasyonel bu beni genel olarak insanlar gözünde çirkin yapıyor. Neden pek arkadaşım hayatım boyunca az olduğunu da açıklıyor. Neden 5 tane erkek arkadaşım olduğunu ve hepsinin gerçekten sevmeyip kullanmaya çalıştığını fark ettiğimi ve benim de bu yüzden onları neden kullandığımı açıklıyor. O halde yapılacak en doğru karar erkekler konusunda daha dikkatli seçim yapmak ve gerekiyorsa benim gibi düşünen birini bulmak cinsiyeti fark etmeksizin. Ya da yapayalnız olmaya alışmak. Arkadaş da benimle görüş ve davranış olarak uymuyorsa sırf yalnızım diye yapmamak. Sonra hakaretler ediyorum ve suçlanıyorum. Sinir olmamak elde değil ki...
1000Kitap
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Günaydın
Sevdiklerimizin yanımızda olduğu günler bize sıradan gelir bazen. Aynı sofralar, aynı sohbetler, aynı yüzler… Oysa zaman geçtikçe insan, en çok bu anları özler. Marcel Proust şöyle der: “Gerçek keşif yolculuğu yeni manzaralar aramak değil, yeni gözlere sahip olmaktır.” Belki de mutluluk, hep daha fazlasını ararken fark edemediğimiz şeydir. Çünkü yıllar sonra hatırladığımız şeyler büyük başarılar değil; birlikte içilen bir çay, edilen bir sohbet, aynı masada paylaşılan bir akşam olur. Bugün sevdiklerine biraz daha dikkatli bak. Çünkü bir gün, yanında olmayı ertelediğin anlar için pişman olabilir; keşke biraz daha fazla vakit geçirseydim diyebilirsin. ❤️
Alıntı