Kur’an-ı Kerim’de müddesir süresi 3 ayette geçen “Rabbini yücelt” emri, ilk bakışta sadece dil ile söylenen bir zikir gibi anlaşılabilir . Oysa bu ifade, insanın hayatını kökten değiştiren çok derin bir çağrıdır. Çünkü burada istenen şey sadece “Allah büyüktür” demek değil, gerçekten Allah’ı hayatın merkezine koymaktır. İnsanın kalbi boş kalmaz. Mutlaka bir şeyi büyütür. Ve insan, neyi büyük görüyorsa aslında onun etrafında yaşamaya başlar. Eğer bir insan parayı büyütürse, kararlarını para belirler. Korkularını para şekillendirir. Değerini kazandığıyla ölçer. Eğer insanları büyütürse, “kim ne der” onun pusulası olur. Beğenilmek için yaşar, reddedilmekten korkar. Eğer korkularını büyütürse, adım atamaz, risk alamaz, sürekli geri çekilir. Yani insan neyi büyük görüyorsa, fark etmeden onun etkisi altına girer, Öyle yaşamaya başlar. İşte bu yüzden bu ilahi emir gelir: “Rabbini yücelt.” Yani hayatında en büyük olan Allah olsun. En çok O’nun rızasını önemse, en çok O’nu merkeze al. Bu sadece bir inanç meselesi değil, bir yön meselesidir. Çünkü insanın yönü, neyi büyük gördüğüyle belirlenir. İnsan Allah’ı gerçekten büyüttüğünde ise çok ince ama çok köklü bir dönüşüm başlar. Önce dünya küçülür. Eskiden çok büyük görünen şeyler anlamını kaybetmeye başlar. İnsanların sözleri seni eskisi gibi sarsmaz. Küçük kayıplar seni dağıtmaz. Geçici olan şeyler gözünde büyümez. Çünkü kalp artık şunu bilir: “En büyük olan Allah ise, diğer her şey geçicidir.” Sonra korkular yer değiştirir. İnsan korkusuz olmaz ama korkunun yönü değişir. Eskiden insanlardan, kaybetmekten, gelecekten korkarken şimdi Allah’tan uzak kalmaktan korkar. Ve bu değişim, diğer tüm korkuları küçültür. İnsan artık dış dünyadan değil, içindeki bağdan etkilenir. Hayattaki dertler de anlam değiştirir. Eskiden “Neden bu
Din İslam
İbadetlerinde tembelleşen, kendini boşlukta hisseden ve hiçbir şey yapamadığını düşünen kardeşlerimize bazı hakikatleri paylaşayım: Bunu itiraf etmek bile başlı başına güzeldir. Ya bir de bundan rahatsızlık dahi duymasaydınız? Ya namaz kılmadığınız, Kur'an'ı açıp okumadığınız, saatlerce sosyal medyada gezindiğiniz için huzursuzluk hissetmeseydiniz? Şimdi hayatınızı şöyle bir gözden geçirin: Günahlarınızı, meşgul olduğunuz işleri, uykunuzu, konuşmalarınızı, izlediklerinizi bir düşünün. Sizi tembelleştiren, namazdan uzaklaştıran, ilimden ve hayırlı amellerden engelleyen yüksek ihtimalle bunlardır. Dilinizle, gözünüzle işlediğiniz günahlar, uyku düzeninizin olmayışı, iş plansızlığınız ve bomboş içerikli izlemeler, hayatınızdaki bereketsizliğin nedenidir. İbadet tembelliği, bereketsiz bir yaşantının sonucudur. Boşlukta kalmak, kişinin kendi boş tercihlerinin neticesidir. Düzelmek isteyen acilen hayatını güncellemelidir. Nereden düştü ise oradan ayağa kalkmalıdır. Bunun için; 1. Günah temizliği yapmalıdır. Günahlar hantallık yapar. 2. İbadetine önem veren ve dünya işlerinde çalışkan kişilerle arkadaşlık kurmalıdır. Kişi arkadaşının yaşam tarzından etkilenir. 3. Düzenli olarak bir sohbet meclisine katılmalıdır. Ayet ve hadis dinleyen bereket görür. 4. Namaz vakitlerine göre uyku planı yapmalıdır. Düzenli uyku aklın gıdasıdır. 5. Kısa vadeli, makul hedefler belirlemeli ve onlara ulaşmaya çalışmalıdır. Kur'an öğrenmek, belirli sureleri ezberlemek, yabancı dil öğrenmek, kitap okumak gibi bizzat çabalayacağı işler yapmalıdır.
Din İslam
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10 tespit.
imam-ı gazzâli'nin 'dil belası' kitabında hz. isa'nın şöyle bir sözü geçiyor; "yalanı çok söyleyenin güzelliği, insanlarla inatlaşanın da iyiliği gider vücudu hastalanır. ahlakı kötü olanın da daima canı sıkılır ve sıkıntı içinde kalır."
bazen dil gönlün hissettiklerini kelimelere dökemez, eğer sevdiğinin yanındaysan, konuşmak zaten gürültüden başka bir şey değildir. L&M
Alıntı
Em ê dîsa wek kulîlkan vebikin, Em ê dîsa hêz bikin Em ê dîsa di asîmanê dilê xwe de, wek çûkên azad bifirîn
Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.