Stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin
Sınavda çıkmayacak sorular... Teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını ortadoğu’yu ihtiyaç halinde seviyorlar, gökdelenleri her haliyle eve geç gelmeyi borsaya bağlıyorlar, geriye kalanları astrolojiye “konuşan tartı”lardan korkmuyorlar bir de, ben bazen korkuyorum artis diyorlar erken ölenlere bir akşamüstü her yer kalabalık her yer kalabalık, üzgünüz yeteri kadar ve rimbaud mahkemelerde sanık sırayla ölüyor kumbarası kırılmış çocuklar, tez konusu bile değiller içinde ortadoğu geçmeyince şiir de olmuyor, bir şeyler kahrolsun! -işgal edilmiştir inandığımız tüm çiçekler! stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin, keşişleri hemen soboleyin bu saklambaç bizden uzak, kavimler göçü konumuz değil, seni seviyorum! ideolojiler söylüyorum dünya kurtarmak isteyenlere ve çok rüya görüyorum insanı anlamakla meşgulüz, üstelik görünürde hiç ipucu da yok ben bazen korkuyorum, annem duruyor hemen kalbime beni hep yanlış öldürüyorlar anne diyesim geliyor sonra cihad geliyor aklıma, cihad’ı çok seviyorum -ama bunları coğrafi keşiflerle açıklayamam- çocuğu okula yazdırıyorlar, merkez sağ’ı ve dedikoduyu çok seviyorlar üniter yapı diyorlar, uluslararası toplum, en az iki yabancı dil minareler gölde ediyor, başka ihsan da istiyorlar akşam ezanında eve giriyoruz, üzgünüz yani gereği kadar
Hadis-i Şerif’in kalbinde saklı olan o derin sırrı, ruhun adanmışlığını ve duaların göğe yükseliş hikmetini ele alan, Allah gönülden iman edenlerin asil ve sarsılmaz üslubuna yaraşır edebi bir yazı.. ​İşte kelimelerin teslimiyetle ilmek ilmek işlendiği, ince işçiliğin neticesi bir metin.. ​Kalbin İntisabı: Şeksiz Bir İnanışla Avuçları Açmak ​“Yaptığınız duânın kabul edileceğine yürekten inanarak duâ edin! Çünkü Allah Teâlâ gaflet içinde ve dikkatsizce yapılan duâyı kabul etmez.” — (Tirmizî, Daavât, 66) ​Dua, kul ile Yaratıcı arasındaki en gizli, en muazzam ve en kesintisiz köprüdür. İnsanın yeryüzündeki kimsesizliğini, acziyetini ve kelimelere sığmayan kederlerini alıp O Ebedî Sevgili’nin eşiğine aşkla bırakmasıdır. Fakat her köprü gibi, duanın da bir ruhu, bir duruşu ve sarsılmaz bir mimarisi vardır. Efendimiz ﷺ, bu kutlu hadisiyle bize duanın sadece dilden dökülen alelade kelimeler olmadığını, aksine baştan aşağı bir duruş, tam bir uyanıklık ve sarsılmaz bir itimat işi olduğunu fısıldar. ​İnanmak, duanın görünmez kanatlarıdır. Kanatsız bir kuş nasıl göğe yükselemez, bulutları aşıp menzile varamazsa; şüpheyle, ümitsizlikle ya da "bir deneyeyim" çiğliğiyle yapılan dualar da sahibinin başından öteye gidemez. Akıl fırtınalar koparıp, ihtimalleri hesaplayıp "Bu iş nasıl olur, bu dert nasıl çözülür?" diye debelenirken; müminin kalbi tüm hesapları yırtıp atmalıdır. Avuçlar semaya kalktığında, kulun içi öyle bir itimatla dolmalıdır ki, sanki istediği şey kapısına çoktan gelmiş de sadece vaktini bekliyormuş gibi bir genişlik hissetmelidir. Çünkü istenen makam, hazinesinde eksilme olmayan, ol deyince olduran, merhameti gazabını aşmış olan Allah Teâlâ'nın makamıdır. O Ebedî Sevgili’den isterken tereddüt etmek, O’nun cömertliğini ve kudretini hakkıyla idrak
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Amacım ezmek değildi: olanı olduğu gibi anla ya da hiç anlama
Kuran' ın ilk ayetinin "Oku." oluşunu garipsemek yerine peygamberin okuma bilmemesini cahillik olarak ele alanlar varmış. "Sana ne okuyacağını göstermeden önce oku desem sen ne okuyabilirdin? Okuma yazma olduğunu iddia ederdin belki çünkü kısıtlı ve sınırlı algılarda direkt kitap okunup yazılabilir gibi gelir değil mi?" deyince sustu. Gerçek bir okuma yapmak için belki de bilmemek gerekiyor. Ve bilmeyince de öğretildiği gibi "Yaratan Rabbinin adıyla oku." man gerektiği. Gerçek okumayı anca bu şekilde yapabileceğin gösteriliyor. Bir şeyi anlamadan biliyormuş gibi davranıp akılsızlıkla ya da kibirle hareket etmek yerine bilmediğini söylemek olması gerekenmiş. Ve en güzel olanı. İnsanın da kitap olduğu söyleniyor, kainatın da, yaratılan her şeyin aslında. Ondan anladığım "Sıfırdan başlamak -insanlardan bildiklerini unutmak- ve Allah ile yol almak. Allahın adıyla okumayı niyet etmek. Kendi adına, başkası adına vs. değil, Allahın adına okumak." anca bu şekilde gerçek bir okuma yapabilirsin. Ön yargı, ayrımcılık, kısıtlılık, sınırlılık, bilinen doğrular - yanlışlar, kalıplar vs. yokken okuyacaksın: Allahın kitabını Allahın aklıyla okumayı düşünebilmen lazım. Dili herkese hitap etse de idrak açısından herkese ve herkese de aynı hitap etmiyor. Bugün herkes Türkçe konuşsa da maalesef Türkçeyi tam ve doğru anlamıyor ve sırf ana dili olduğu ve bildiği için kibirle buna dahi karşı çıkanlar var "Sen ne diyorsun ya, kaç yıldır konuştuğum ve içinde olduğum dil ne demek anlamıyorum ya da yanlış anlatıyorum? Gayette anlıyorum, bu çok basit ve Dünyada öğrenmesi en kolay dil. Bunu bile anlayamadığımı nasıl söyleme cüretinde bulunabilirsin?!" Halbuki normal insan, kendi eksikliğini gerçekten öğrenmek isteyen ve öğrendiğinde bunu sevinçle karşılayan olmalıydı çünkü kendini tamamlama
Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine Ben suyun bir dakika durduğu. Durunca boğulduğu bir yerdeyim.” Her şey rengine göre kanar bilirsin. Seni unutarak baktığımda bile, dünyanın her yerlerinden geçiyorsun. Yalnızım, yalnızsın. Bize kim gülümseyecek? Ne gelir elimizden insan olmaktan başka. Ne çıkar siz bizi anlamasanız da. Duymuyorsun sen kendini. Başıboş bir müzik gibisin kırlarda. Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek.. Çok uzaklara bakmaktır, diyoruz, durmadan saate bakmak. Elbette bir ustalıktır bizim sevgimiz. Mutlu bir yolcu gibi yol kenarlarındakilere el eden. Tek ihtiyacım neydi biliyor musun? Bir papatya yaprağı daha. Mutluluk bir kibrit çöpü, artık ne kadar yanarsa. Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor 'kansızlık' der, ben 'sensizlik' derim . Bana kalbimdesin deme! Bilirsin, kalabalık yerleri sevmem. Bazen diyorum ki onu kafama takmamalıyım. Sonra da diyorum ki; önce kalbimden atmalıyım . Kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum yeniden doğmak için çıkardığım yangından... Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına; sırılsıklam yalnızım aslında. Sormayın artık her gün 'nasılsın' diye..! Nasılsa adet olmuş iyiyim demek. Kötüyüm ben hem de çok..! Kime ne ? Acılar da acılaşıyor gittikçe sanki, bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi. Sevgiler gönderirdi nedense utanırdı da bundan Gönderir gönderir geri alırdı bir gücenikliği sonra. Doğanın bana verdiği bu ödülden çıldırıp yitmemek için iki insan gibi kaldım. Birbiriyle konuşan iki insan. Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde. Küçücük bir yürekle kocaman sevmek ne haddimize ! Arkana Bile Bakmadan Gitmek İstersin. Öyle Herşeyi Bırakmana Falan Da Gerek Yok. Anıları Bırakabilsen Yeter..! Sanki hiçbir
Atatürk ve Enver paşa Ulu Önder Atatürk’ün Hastalığı: Siroz Cumhuriyet'imizin kurucusu Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü hayattan koparan hastalık hep merak konusu olmuştur. Gazi Atatürk o gün Atatürk orman çiftliği köşkünde arkadaşlarından kurtuluş savaşı gazilerinden ismet paşa ve yakın dostu celal bayar ile sohbet ediyordu sohbetin konusu yeni yapılacak projeler ve genç türk neslinin hayallerini aydınlatıp umumu ziyadesi ile memnun edecek çalışmalardı gazi paşa ismet bey dedi çalışmalarımızla bu toplumu değiştiren projeler üretmeliyiz celal bayar efendim canım efendim diyip yeni üretilen çiftlik dondurmasından bir kaşık aldı ziyade olsun diyip efendim yorgun bir haliniz var isterseniz toplantıya sonra devam edelim diyince gazi paşa her saniye ziyadesi ile boşa geçen ömür demektir genç türk nesli ancak çalıştıktan sonra dinlenme ihtiyacı hissedebilir diyip içkisinden bir yudum aldı bir ara enver paşaya getirdi sözü ismet paşa Atatürk enver hayallerin adamıydı biz ise tüm insanlığa gönderildik ilk önce kendi milletimizi iyilrştirecek ve böylece surda gedik açacağız enver toplumu kendi hayalleri ile değiştirmeye çalışacağız biz ise hem doğudan hem batıdan istifade edeceğiz ve ışık yeniden doğudan yükselecektir dediği anda gazi paşada hafif bir terleme görülüyordu ve burnunda küçük bir kanama başladı Celal bey paşam iyimisiniz diye sordu ve pamuk rica etti Atatürk ve zeybek efeler Sayısız başarıya imza atan Başkomutan Gazi Atam beyler bugünlük bu kadar çalışkanlık yeter diyerek Celal Bayar ve ismet paşadan izin istedi koskoca ülkeyi düşmandan koruyan Atatürk kendisini halsiz ve yorgun hissediyordu salih radyonun sesini aç zafer zafer benimdir diyebilenindir Başarı ise, ‘Başaracağım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir sözüne inanan Gazi Paşa kendisini
Edebiyat