Okuldayken ders gözüyle baktığımız ve 1-2 sayfayla geçilen Yavuz'la Şah İsmail'in savaşı bu kadar mı zevkle okunur...
Tarihi olayların müthiş bir sekilde kurgulanması ve Pala'nın o edebi diliyle...
Çaldıran savaşı ve ona götüren sebepler hem Yavuz'un hem de Şah Îsmail'in tarafından son derece tarafsız bir gözle anlatılmış.
Bu savaşın bir kardeş savaşı olduğu da güçlü bir şekilde vurgulanarak.
Biri Sultan'ın yanında diğeri Şah'ın yanın da birbirinden ayrı düşmüş Hasan ve Hüseyin adlı ikizler de bu kardeş kavgasının en yalın simgesiydi âdeta.
Her iki tarafın birbiriyle olan mücadelesi; satranç oyunuyla başlayıp mektuplarla devam etmiş , şiirlerle güç kazanmış, savaş meydanında kozlar paylaşılmış ve taçlı hatunla son bulmuş bir serüven.
Kitap bir savaş romanı havasında ama okuyupta içine girdiğiniz de, o derin duygu karmaşası ve aşkın en içten yaşanmış yakıcı halleriyle karşılaşıyorsunuz.
Kitabın sonu da son derece sürprizli ve hüzün dolu bir şekilde son buluyor.
Elinize aldığınız andan itibaren bırakamıyacağınız bu eserin kesinlikle kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Şah ve Sultanİskender Pala · Kapı Yayınları · 202537,9bin okunma
Ben gülmenin sevgiyi arttırdığına o günlerde inandım.
İnsanlar birbirlerine gülüyorlarsa aralarında nefret, birbirleriyle
gülüyorlarsa aralarında sevgi çoğalıyordu.
"Hamiş: Mektubunla birlikte bize bir tas içinde at pisligi göndermişsin. Buna karşılık sana bir kavanoz bal gönderdim. Ne
de olsa herkes karşısındakine kendi yediğinden ikram eder!"
Eğer āşık kendi gerçekliğine sevgilide eriyerek
ulaşabiliyorsa ayrılık veya kavuşma, ret veya kabul, karar
veya irade, açılma veya kapanma ortadan kalkıyordu. Bu durumda sevgiliden başlayan yollar yine sevgiliye gidiyordu ki
galiba aşk dedikleri şey de bu idi. Hatta o günkü düşüncelerim beni bir sonuca bile götürmüştü: "Sevenin varlığı ya
sevilenle veya sevilendendir. Keza yokluğu da sevgilide olacaktır."