Gençliğin yavaş yavaş sona ereceğini ve kaçınılmaz olan yaşlılığın getireceklerini sert bir şekilde yüzümüze şöyle vuruyor Dostoyevski Beyaz Geceler eserinde:
“Görüyorsun ya çehrende her şey ne çabuk soğuyor. Birkaç yıl daha geçsin, derin bir yalnızlıkla beraber âsana dayanmış, titreyen bir ihtiyarlıkla karşı karşıya kalacaksın. Sonrası umutsuzluk, keder ve bezginlik. Bir gün hayal dünyam yerle yeksan olacak. Sararmış yapraklar gibi bir bir dökülecek hayallerim.”
Yine buna benzer bir şekilde Oscar Wilde da bu konu için şunları söylüyor Dorian Gray’in Portresi’nde:
“Bitmeye yüz tutan her ay sizi kıskanacak. Zaman içinde benziniz sararacak, yanaklarınız pörsüyecek, gözlerinizin feri sönecek. Dayanılmaz acılar çekeceksiniz.”
Hayatımda bir şeyler yolunda gitmiyor, aklımdaki soru işaretleri ve ait olamama duygusu peşimi bir türlü bırakmıyordu. Hayal ettiğim birçok şeyi yaşayamamış olmak beni çok yoruyordu. Böyle bir dönemden geçerken babamın şu sözleri beni tekrar ayağa kaldırdı.
“Mutsuz olduğun yerde durmak zorunda değilsin. Önceden istediğin bir şeyi şu an istemeyebilirsin, bu çok normal. Denemekten korkma. Verdiğin her kararda yanında olacağım. Yaptıklarını sorgulamayacağım çünkü neyi neden yaptığını zaten biliyor olacağım.”
“Bazen dolambaçlı bir nehirdeki tekne gibi hissediyorum. Kıvrılarak kapkara sonsuz bir denize yol alıyormuş gibi. Uzağa, en uzağa sürükleniyorum. Olmak istediğim yerden, olmak istediğim kişiden…”
“Bir duyguyu daraltmaktır çirkinlik. Bir duygu yayıldıkça güzeldir oysa. Güzel şeyler dar yerlere sığmaz. İnsanların mutluluğu gibi. Nice çoğaltırsan özünü onca iyi. Onca az bulaşırsın kötüye, çirkine."