Dilan

Dilan
İç Mimarlık
8 Kasım
44 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
Spoiler içerir! Yazarımız Fatma Aliye ilk Türk kadın romancımızdır. “Muhadarat” adlı ilk romanını kendi adıyla yayımlamıştır. Kadınlık, sınıf ayrımı, ataerkil düzen işlediği başlıca konulardır. Bu yazıda “Refet” eserini inceleyeceğiz. Türk Edebiyatı’nın güçlü karakterlerinden biridir Refet. Yoksulluk, hastalık içinde büyür. Buna rağmen geleceğe hep umutla bakar. Annesi Binnaz Hanım kızının okuyup meslek sahibi olabilmesi için var gücüyle çalışır. Refet ise annesinin bu çabalarına karşılık verir. Okulunu birincilikle bitirir ve öğretmen olur. Şimdi Refet’i daha yakından tanıyalım. Kendisi idealist bir kişiliğe sahiptir. Gururludur. Kimseden ihtiyacı olduğu halde para yardımı istemez. Başarılı olup o parayı kendi kazanmak ister. Kendisine gururlu yerine vakarlı, inadı için de sebat demeyi tercih eder. Vakar ve sebatın insanlığın hakiki meziyetlerinden olduğunu düşünür. Annesi, dış güzellikten çok kalp güzelliğinin önemli olduğunu söyler. Kızının “Güzel değilim.” laflarına karşı çıkar. Ama o dış güzelliğin toplumda daha fazla yer edindiğini bilir ve her defasında annesine aksini söyler. Kızını ikna edemeyeceğini anlayan anneyi bu konu çok üzmektedir. Buradan Refet’in kendi fikirlerine oldukça bağlı olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bir diğer karakteristlik özelliği ise empati duygusunun yüksek olmasıdır. Çevresindeki insanları iyi analiz eder. Yorum yapacaksa daima düşünür, söyleyeceği şeyi ondan sonra söyler. Bu özellikleri sayesinde öğretmenleri tarafından sürekli takdir edilir. Derslerindeki başarısı da eklenince sınıfın gözdesi haline gelir. Kısacası harika bir karaktere sahiptir. Romanda Osmanlı kadınlarının kendilerini ve çevrelerindeki diğer kadınları nasıl geliştirdiklerini görebiliyoruz. Köşklerde yaşayan zengin ailelerin kızları, eğitim gördüğü okullardaki fakir
İnceleme
RefetFatma Aliye Hanım · İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·191 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
Karakterimiz çocukluğundan beri ailesi tarafından desteklenen ve önemsenen biri değildir. Annesinin ölümden sonra da babasını yanında görememiştir. Onu o evde anlayan sadece yardımcıları Kiyo’dur. Babasından ölümden sonra ağabeyi, yaşadıkları evi satarak uzak bir yerde kendine yeni bir hayat kurar. Tek başına kalan karakterimizin artık başının çaresine bakması gerekmektedir. İstemeyerek de olsa fizik bölümünü okur ve mezun olur. Mezuniyetin ardından küçük bir kasabada matematik öğretmeni olarak görevlendirilir. Tokyo’yu terk edip yeni başlangıçlara yelken açan yeni öğretmenimizi bekleyen hayat hiç de tahmin ettiği gibi değildir. Oldukça sinirli, düşünmeden hareket eden bir kişiliğe sahiptir. Adaletsizliğe tahammül edemeyişi çoğu zaman onu zor duruma soksa da bundan asla vazgeçmez. Diğer öğretmenlere göre oldukça iyi ve dürüsttür. Hayatta böyle insanların değer görülmediğini, dikkate alınmadığını karakter üzerinden çok rahat görüyoruz. Eserde, taşrada yaşayanlar ile şehirde yaşayanlar arasındaki kültür ve ahlak farkı net bir biçimde ortaya konmuş. Ayrıca Japon kültürüne ait birçok şey var. Yemekleri, dansları, edebiyatları oldukça ön planda. Bizler ne kadar iyi de olsak çevremizdeki insanlar bize aynı gözle bakmıyor. Görünüşte çok düzgün gözükenlerin ardında yaşadıkları olayları göremiyoruz. Bu da bizleri yanıltıyor çoğu zaman. İşinde gücünde, kimseye karışmayan biri de olsan günün sonunda bir şekilde kendini bir olayın tam ortasında bulabiliyorsun. Sade bir anlatımın olması okumayı ve verilmek istenen mesajı daha kolay anlamamızı sağlamış. Karakterin içtenliği ve samimiliği çok hoşuma gitti. Yoğun bir tempo içerisinde dinlenme niyetine okuyabileceğimiz ve hayatın gerçeklerini görmemizi sağlayacak bir eser.
1000k
Küçük BeyNatsume Soseki · Tokyo Manga Yayınevi · 202360 okunma
8/10
·332 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2024 00:21
Helene, eşini kaybetmiş küçük kızı Jeanne ile birlikte yaşayan genç bir kadındır. Bir gün küçük kız hastalanır. Kızı tedavi etmek için aynı zamanda ev sahipleri de olan Doktor Henri Deberle bu anne kızın evine gelir. Olaylar bu gelişten sonra başlar. Kızın başında birlikte beklemeleri, her gün gidip gelmeler bu aşkı körükler. Doktorun evli olması Helene için engel oluşturduğundan bu aşka kendini fazla kaptırmak istemez ve uzak durmaya çalışır. Ama başarılı olamaz. Aşkı daha önceden tatmadığı için bu mutluluğun sürüp gitmesini ister. Bir yandan kızı Jeanne annesini kimseyle paylaşmak istemez. Sürekli yanında durmasını, gittiği yerlere onu da götürmesini ister. Eğer bu istekleri gerçekleşmezse hemen hasta olur. Hal böyle olunca Helene annelik ve aşk arasında gidip gelir. İki tarafı da memnun etmek için çabalayan bir kadın haline dönüşen Helene, en sonunda dönüşü olmayan bir durumla karşı karşıya kalır. Betimlemelerle karakterlerin duygu durumu etkileyici bir şekilde anlatılmış. Paris ve Paris’in burjuvalarına da eserde yer verilmiş. Partiler, balolar, etkinlikler ile bu halkı çok yakından tanıma fırsatı yakalıyoruz. Aldatmadan bağımsız olarak değerlendirirsek güzel aşk cümleleri var. Dönemin zihniyetine de bağlı olarak kadının yanında mutlaka bir erkeğin de olması gerektiği, tek başına bir kadının yaşayamayacağı görüşüne eserde rastlıyoruz. Olaylar çok sakin ilerlediği için kitap yavaş okunuyor. Ayrıca bazı yerlerin betimlemesi çok uzun tutulduğu için okuma epey bir güçleşiyor. Çevirideki hatalar bazı yerleri anlamama engel oldu. Helene ve kızını pek sevmesemde son bölümde ikisine de sıkı sıkı sarılmak istedim. Sonlara yaklaştıkça artan duygusallık beni çok etkiledi. Bir annenin çaresizliğine tanık olmak, onun hislerine ortak olmak anlatımın da etkileyiciliğiyle çok
1K
Bir Aşk HikayesiEmile Zola · Engin Yayıncılık · 19933,044 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
-Spoiler içerir- “Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum.” sözleriyle başlayan, kimine göre aşk kimine göre saplantı olan, Kemal ile uzak akrabası Füsun’un hikayesine tanık olduğumuz bir roman. Hikaye, Kemal Basmacı ve nişanlısı Sibel’in 27 Nisan 1975’te vitrinde gördükleri bir çanta ile başlıyor. Kemal, ertesi gün çantayı almaya gittiğinde orada çalışmakta olan Füsun ile karşılaşıyor. Olaylar bu karşılaşmadan sonra başlıyor. Kemal ile Füsün her gün Merhamet Apartmanı’nda buluşuyorlar. Aralarındaki tensel ve ruhsal çekim gittikçe artıyor. Aldatma ile başlayan ve yıllarca sürecek olan aşkın temelleri işte bu şekilde atılıyor. Merhamet Apartmanında başlayan ve romanın ilerleyen bölümlerinde de devam eden bir eşya toplama durumu söz konusu. Kemal, Füsun’a ait eşyaları ondan gizli uzun yıllar toplayıp biriktiriyor. Bu eşyaları da onların aşklarına şahit olmamız için bizlere sunuyor ve romana da adını veren Masumiyet Müzesi ortaya çıkıyor. İstanbul sokakları ve caddeleri çok detaylı bir şekilde anlatılıyor. Derinlemesine anlatılan bu yerler gezip görme istediği uyandırıyor insanda. Romanda cinsellik oldukça ön planda. Ara sıra bu durum rahatsız edici bir boyuta ulaşabiliyor. Ayrıca Sibel ile Füsun arasındaki sınıf farklılığına bağlı olarak Kemal’in davranış ve düşünceleri de yaşanan cinsellikte değişiyor. Bu durum bizlere dönemin zihniyetini çok net yansıtıyor. Kemal her ne kadar kendisini modern olarak tanıtsa da davranışları bunu çürütüyor. Herkesin aşkı yaşayış ve benimseyiş tarzı farklı olduğu için takıntı ve aşk ikilemi ortaya çıkıyor. Karakterler hakkında net bir kanıya varamıyoruz. Yer yer Kemal’e hak veriyoruz yer yer Füsun’a. Sonuç olarak bu hikayede ne haklı var ne de haksız. Elbette roman hakkında söyleyecek çok fazla şey var ama kısaca bahsetmek istedim
1K
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2024 4. kitabı
Olay,New York yakınlarında yer alan Whilomville adlı kurgusal bir kasabada geçiyor.Bir gün,korkunun ve ön yargının egemen olduğu bu kasabada yangın çıkar.Öncesinde toplumda belli bir saygınlığı olan siyahi bir genç ise yangında bir çocuğu kurtarır.Yüzü tanınmayacak hale gelir ve kasaba halkı ondan korkar.Siyahilere duyulan nefret yetmezmiş gibi karakterimiz Henry Janson,insanların gözünde adeta bir canavara dönüşür ve toplumdan dışlanır. Bizim gibi olmayana karşı daima bir ön yargı içindeyiz.Farklı düşüneni kabul etmiyor,yargılıyoruz.Bu farklılıkların bizi biz yaptığını,mantığımıza yatan düşüncenin neden bize uygun olduğunu sorgulamayı unutuyoruz çoğu zaman.Genele uymak belki de bizim için daha kolay geliyor. Peki asıl canavar Henry mi,yoksa kendinden olmayanı nefretle dışlayan toplum mu?Bu sorunun cevabını yazar bizlere bırakıyor.
CanavarStephen Crane · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,212 okunma