“Yalnızca seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum; bütün hayatımı bilmelisin, o hayat ki, hep senindi ve sen onu asla bilmedin.„
“Şimdi artık benim için yalnız sen varsın dünyada, yalnızca sen, benimle ilgili hiçbir şey bilmeyen sen, bu arada hiçbir şeyden haberi olmayanı oynayan veya her şeyi ve herkesi alaya alan sen. Evet, yalnızca sen, beni asla tanımamış olan ve hep sevdiğim sen.„
“Her daim ucunda tombul, mor bir
incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor,
göz kırpıyordu. İncirlerden biri, bir eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı. Bir
başkası, ünlü bir ozan, öteki parlak bir
profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee,
öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika,
biri Constantin, Socrates, Attila ve garip
adları değişik meslekleri olan daha bir
yışın âşık, bir başkasıysa Olimpiyat takım
ampiyonu bir kadındı. Bu incirlerin
üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek
çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı. Kendimi dalların çatallandığı
noktada otururken görüyordum. Ve
incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü
karar veremediğim için açlıktan
ölüyordum. Hepsini ayrı ayrı istiyordum
incirlerin, ama birini seçmek ötekilerin
hepsini kaybetmek demekti. Ve ben
orada karar veremeden otururken
incirler buruşup kararmaya başlıyor ve
birer birer toprağa, ayaklarınım dibine
düşüyorlardı.„
“Romalı bir düşünüre nasıl ölmek
istediğini sorduklarında damarlarını ılık
bir banyo içinde kesip açacağını
söylemişti. Bunun kolay olacağını
sanıyordum. Küvete uzanıp bileklerimde
çiçeklenen kızıllığın berrak suyun içinde
dalga dalga kabarışını izleyerek gelincik
rengi köpüklerin altına kayıp uykuya
dalacaktım.
Ama iş bunu yapmaya gelince,
bileğimin derisi öylesine beyaz ve
savunmasız göründü ki gözüme, bir türlü
yapamadım. Sanki asıl öldürmek
istediğim şey o derinin altında ya da
baş parmağımın altında atan o ince mavi damarda değil, başka bir yerde, daha
derinde, daha gizli ve ulaşması çok daha
güç bir yerdeydi.„