Bu arada Madalyon'un koridorlarında yine Sezen Aksu'nun sesi yankılanıyor. "Bir yasa çıksa da Sezen Aksu'nun uyuması yasaklansa" diyorum içimden. Gerçi bu kadar üretken olduğuna göre, sanırım pek uyumuyor. Uyuma Sezen Aksu, uyuma çünkü uyumadığına değiyor bu şarkılar...
"On dokuz yaşımda," dedim gözlerim buğulanırken. "O zamanlar ne yüzme biliyordum, ne de denizciydim. Ama güçlü bir hisse kapılıp, aşk denizinin ortasına attım kendimi..."
"Karanlık," dedi Nadire Hanım alçak bir sesle. "Acılarımızı siliyor, aydınlık ise umutlarımızı yeşertiyor. Her gün gün geceye, gece de güne dönünce biz de yenileniyoruz. Zaman denen yakı herkesi iyileştiriyor. Yeter ki umut etmesini bilelim."
"Merakla büyüyen gözlerini yüzüme dikerek, "Neden Selim?" diye soruyor. "Neden?" Elim ayağım kesiliyor, dilim bağlanıyor, öylece kalıyorum arkadaşımın merak yüklü gözlerinin karşısında. Sorusunun yanıtını alamayan Kenan sabaha kadar oturuyor yatağımın ayakucunda. O yanımdayken ben de uyuyamıyorum. Ben uyuyamayınca haklı olarak Kenan da soru dolu bakışlarını yüzümden çekmiyor. İşte bu yüzden, Kenan, şaşkınlıktan iri iri açılmış ela gözlerini yüzümden çeksin diye yazdım bu romanı.
Onun sorusuna yanıt vermek için...
Yanıt vermek mi dedim? Hayır, tümüyle bilmediğim bir soruyu nasıl yanıtlayabilirim ki? Ben, bu romanı Kenan'ı neden öldürdüğümü bulabilmek için yazdım."