Yaşama zamanının yokluğunda, kayıp zamanı, yani
çalışmanın ziyan ettiği hayatı telafi eden tek şey paradır. Oturduğumuz evler sürdüğümüz konforlu arabalar, gidebildiğimiz lokanta ve eğlence mekânları, aldığımız ıvır zıvır, çalışma köleliğimizi meşrulaştırır.
Ama ya onlar da ruhumuzdaki sızıyı dindirmiyorsa? Ya bunlara sahip olmak için ortaya sürdüğümüz pey,yani ömrümüz, bizim için daha kıymetliyse? Hayat geri gelmiyor.
İnsan, ruhunu özgürleştirmeyen, kendisinenbir ifade imkânı sunmayan, kendisini gerçekleştiremediği işlerle tatmin bulmuyor. Ruh istiyor ki kendi hikâyelerini anlatabilsin. Hikâyeleri başka insanlara çarpsın, onlarda çoğalsın, kendisine geri dönsün.