Saygı duyduğunuz her şeyi sevdiğinize ikna etmeye çalışabilirsiniz kendinizi hatta bunu başarabilirsiniz de ama sevginin emekle ilgili olduğu hakikati değişmeyecektir.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yapılı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza da etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?