İçimi bir kuyuya bağırasım var. Anlatamadıklarımı, anlaşılmadıklarımı haykırasım ve sonra bir daha hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi arkamı dönüp gidesim…
Aslında denedim. O kuyuya bağırdım bütün öfkemle. Sesimin belki yankısı duyulurdu aslı olmasa da. Sonra bir şey oldu. O ses anlamadığım bir şekilde beni kuyunun içine çekti. Döne döne değil, ağır çekimde değil, ışık hızıyla çekildim kuyunun dibine. Islak desem değil, kurumuş desem değil… Nemli, karanlık, boğucu. Dibin dibi. Çakıldım ama hayattayım. Hayattayım denirse buna. Yukarıdan aşağı çakılırken bütün heveslerimi kaybettim ki zaten kırıntı halindelerdi uzun zamandır.
Şimdi o nemli, kaygan taşlara tutunup çıkmak için çok uzun bir yolum var. Yapabilir miyim bilmiyorum, değecek mi bilmiyorum, daha ne kadar çakılabilirim bilmiyorum… Ama zorundayım. Şu dibin dibinde olana bitene teslim olup kaybolmak bile lüks bazen ve benim böyle bir lüksüm yok.