AHMET ALTAN
Türkiye'de yazıya layık olan tek yazar.
Türkiye'de düşündüren tek yazar.
SORUYORUM!
‘Biz nerede koptuk bu dünyadan?’ diye soruyorum mesela.
Bu diyarlarda yaşayan insanlar, tarihin hangi noktasında, başka topraklardaki gelişmekte olan kalabalıklardan ayrılıp bugün sonuna yaklaştığımız görülen o zavallı maceraya yuvarlandı.
Şeyh Bedrettin’i astığımızda mı,
Piri Reis’i öldürdüğümüzde mi,
Nefi’yi boğdurduğumuzda mı,
Alevilerimizi kılıçtan geçirdiğimizde mi?
Nerede ayrıldı yollarımız?
Matbaayı reddettiğimizde mi?
Kendi Protestanlarımızı yaratamadığımızda mı?
Müslümanlığı kabul ettiğimizde, dinin yalnızca ibadetten ibaret olmayan bir ahlaki bütün olduğunu görmezden geldiğimizde mi?
Biz nerede, tarihin hangi noktasında koptuk dünyadan da bu hallere geldik?
Tarihin bir yerinde koptuk biz diğer insanlardan. Ayrı ayrı yollardan yürümeye başladık.
Onlar rönesansları , reformları, Protestanları, matbaaları, Cervantes’leri, Moliere’leri , Shakespeare’leri , Goethe’leri, Spinoza’ları , Kant’ları, Descartes’ları , buharlı makineleri ile bir başka kadere yürüdüler.
Biz felsefesiz, romansız, tiyatrosuz, senfonisiz, matbaasız, muhalefetsiz bir çürümenin içinde kaldık. Aramızdaki mesafe gittikçe açıldı.
Ve,biz başımıza her gelenden, kendimizden başka birini, kaderi, talihi, düşmanları, hainleri sorumlu tuttuk.
Şimdi öyle bir noktaya geldik ki artık suçlayacak kimse kalmadı.
Biz, felsefeyi, sanatı, bilimi reddeden bir hırsızlar kalabalığı haline ne zaman geldik, tarihin hangi noktasında koptuk diğerlerinden?
Ve niye böyle yapmışız?
Şimdi felsefesiz, sanatsız, bilimsiz, herkesin ‘hak ettiğinden daha fazlasını kapmaya’ uğraştığı bir köylü toplumu olduğumuz gerçeği artık reddedilmez bir biçimde karşımıza çıktığında, niye bunun nedenini merak