Bu kitapla ilgili biraz karışıl duygular içerisindeyim. Tam olarak beğendim diyemesem de beğenmedim de diyemiyorum. Sevdim, ama birçok eleştirim var.
Öncelikle kısaca konusu; kitabımız Jasmine ve Lukov isimli iki artistik buz patencisini konu alıyor. Kendileri küçüklüklerinden beri tanışıyorlar ancak pek anlaşamıyor ve SÜREKLİ atışıyorlar. Ta ki bir gün birlikte takım olarak kaymaya başlayana dek.
Öncelikle eleştirilerimin en büyük kaynağı, yazarın yazım tarzından başlamak istiyorum. Okuduğum yorumlarda pek çok kişiyi de rahatsız ettiğini görüyorum ayrıca. O kadar her şeyi uzatarak yazıyor ki bunun sonu gelmiyor. Betimlemeler, iç düşünceler çok uzun ve sürekli kendini tekrar ediyor. Lukov demiyor mesela da, bana böyle böyle yapıp böyle böyle yapan adam diye betimliyor karakterleri sürekli. Ya da her bölümde AYNI iç sorgulamaları okuyoruz. Karakterler SÜREKLİ inatlaşıyor. Jasmine inatçı bir karakter, GERÇEKTEN BUNA İKNA OLDUM SEVGİLİ YAZAR. HİÇBİR ZAMAN HİÇBİR ŞEYİ İLK SEFERDE KABUL ETMEYECEĞİNE TÜM HÜCRELERİMLE İKNA OLDUM. İkinci değil üçüncü değil dördüncü değil BEŞİNCİ ONUNCU SEFERDE FALAN KABUL EDİYOR HER ŞEYİ. Bu bi noktadan sonra yorucu olmaya başladı. Komik olansa karakterlerimiz 26-30 yaşlarında yanlış hatırlamıyorsam. Ama okurken kafanızda 19-20 yaşlarında karakterlerin canlanacağının garantisini verebilirim çünkü bu inatlaşma ve cümleler otuz yaşında birisine ait olamaz.
Gelelim karakterlere. Kitabı beğendim dememin büyük bir sebebini Lukov’u sevmem oluşturuyor sanırım. Kendisini otuz yaşında düşünmediğinizde komik, hikaye ilerledikçe gerçekten tanıdığımız, düşünceli bir karakter kendisi. Baya sevdiğimi söyleyebilirim hatta.
Ama Jasmine’i pek sevemedim. Rahatsız edici bir karakterdi. Kitapta söylediklerinde birçok konuda haklıydı, insanların onu