Hatice

Köksüz apartmanlar, görgüsüz rezidanslar irinli birer yara gibi şehrin narin vücudunu sarmaya başlayınca, Vefa'nın, Süleymaniye'nin, Zeyrek'in yumuşak huylu, zarif konakları o hengâmede dağıldı gitti; komşularımız evlerini butik otellere, şirketlere, kafelere satıp uzaklara gittiler, mahallede sadece biz kaldık. Canfeda Konağı…
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çok sevdiği kızını doğumundan itibaren "Canfeda" diye çağırdığından akrabalar ve komşular arasında burası Canfeda Konağı, hemen önümüzdeki yokuş da Canfeda Yokuşu diye anılır olmuş.
İnsan, iradesini aşan her hikâyenin başında ve sonunda aynı soruyu sorar: Neden ben?
"Ressam-ı Hazret-i Şehriyari Zonaro Efendi'ye refakat edeceksin." "Nasıl buyurursanız efendim. Bir yola mı çıkıyoruz?" "Zonaro Efendi sana malumat verecek. Sakın ola bizi mahcup etmeyesin evladım." "Sizi mahcup edecek akıl ve kalp bu tenden uzak olsun. Nefsim beni yoldan alıkoyacak olursa Allah da canımı tezden alıversin ki mahşerde haysiyetimle huzura çıkayım."
Kendime sorup duruyorum: Peki Derviş Ali, sen neden buradasın? Masumlardan mı yoksa kabahatlilerden misin? Bir âşık kadar masum ve bir âşık kadar günahkârım ben. Bundan üç sene evvel bir akşamüzeri Üsküdar'daki tekkeye Abdülhamid'in saray ressamının geleceğini duyduğumda, bu ecnebi ressamla kaderlerimizin buluşacağına imkân ihtimal vermezdim. "Şeyh Efendi seni odasına çağırıyor" dediklerinde bu işte bir yanlışlık olduğunu düşündüm; koskoca şeyhin benim gibi alelade, yeniyetme bir dervişi odasına davet edeceğini rüyamda görsem inanamazdım, haberi getiren dervişe "Başka bir Ali'dir, herhalde karıştırdınız" deyip üzerime alınmadım. Fakat adamcağız "Bir yanlışlık yok, Efendi seni bekliyor, acele et" diye ısrar edince elim ayağıma dolandı, bütün vücudumu bir titreme aldı. Şeyh Efendi'nin kapısına gelince durdum, derin bir nefes aldım, betim benzim atmış bir haldeydim, tekkeye geleli neredeyse bir sene olmuştu ve şeyhin hususi odasına ilk kez adımımı atıyordum. Destur verilince içeri girdim ve efendiciğimin soluk beyaz teninin altında ince mavi damarları belirgin, mis kokulu ellerini hürmetle öpüp başıma koydum. Odadaki tütsüden süzülen amber her yanı sarmıştı. Zangır zangır titreyişime mâni olmaya uğraşırken, şeyhin sesinden ilk kez ismimi işittiğimde kalbim yerinden çıkacak sandım. "Derviş Ali evladım, sana bir vazife vereceğim." "Başım gözüm üstüne efendim. Emir sayarım." Bir yol ayrımına geldiğimin farkında değildim, üstüme düşeni layıkıyla yapıp sıradan hayatıma kaldığım yerden devam edecektim.