Aycan

Sana iyi gelmeyeni nasıl seversin?Sokakta mı buldun kendini?Bu,nasıl bir inattı böyle?
Uyuyan hiçbir yaratığa kurşun sıkılmamalı.Uyurken ölünce bir yaratık,öldüğünü bilmez,hiç yaşamamış gibi olur.
Belki bu en dehşet korkudur, belki asıl ölüm, telaşsız olan korku asıl ölümdür, belki de ölümden beter olanı budur. Kendisini her şeyin ötesinde, korkunun, sevginin, sevincin, dostluğun, güzelliğin, çirkinliğin, acının, acımanın, özverinin, coşmanın dışında bulmak, öylesine bomboş yaşamak, belki de ölümden beter olanıdır.
Böyle burcu bulandığında, kulak verip dünyayı dinlediğinde, toprakta yürüyen böceklerin, atlayan çekirgelerin, akan yılanların, uçuşan arıların seslerini duyduğunda, böyle uzun uzun dikilip kaldığında birden döner köyün yolunu tutar, kale boynuna çıkar, orada bir taşın üstüne oturup yüzünü elleri arasına alır, gökte, Düldül dağının doruğunda yıldızlar üst üste kaynaşıncaya kadar orda dalar giderdi.
Ağıt yakıyorlardı ak başörtülü kadınlar Diyarbakır surlarının dışında, Mardin kapısında. Sallanıyorlardı. Aşağıdaki ovaya duman çökmüştü.Bir çocuk boyunda ala bir karpuz duruyordu çocukların yanında. Kaval çalan adamın boynunu vuruyorlardı.Saçılan kanlar sallanan kadınların ak başörtülerini kızıla boyuyordu. Ölülerin altından bir çocuk çıkarıyorlardı bir takım adamlar. Hiç anlaşılmaz bir dilden konuşuyorlar, çocuğa bakıp bakıp dudak büküyorlardı.