başımdan bir yırtık cızırtı geçti çekirdeği kabuğu sineye atmıştım gövdesi pinçik olmalı çünkü zemzemin annemi kusmıyan uyku kopartan öl kanatan hemzemini hemen emmeye başlarken kuyuları dip dibe çitilemekle hızlı kordonu geçerdi cızırtının (güllesini çatırdatarak) yosma dokunacını böğrüme yatırdı kuşkuşuz ovaline kıvırcık söküp ki kimse bilmez dikleştiğinde açıların kat ettiği temize çıkarmaları yön uçların gurbetini usanırken yine de doğmak dökülür arkada doğmak bir içimlik kuvvetle pürüzlü derimi çekip çevirir güm der çalar ayasına kınayı yani kaz ayağı için kaşıntımız devirmekle meşguldür birinci soluğu yeniden kurmak kovuşturmakla cızırtıyı bileğimden alırdım ben annem küpleri kayırmasın diye üstüme kızarık karın çizgim ağlamaklı taşma öncesi sayıklamak lazım çızırtıyı kancalamak dokunacı
İstanbulda son günler baslasin tatil.....
Nihal Atsız’ın öğretmen olarak çalıştığı okula bir gün bir hanım öğretmen gelir. O zamana kadar kimseye bakmayan, kimseyle pek alakadar olmayan Atsız içeri giren o öğretmene ilk görüşte aşık olur. Evet kelimenin tam anlamıyla bu bir ilk görüşte aşktır. Ve aşık olduğu o meçhul hanım öğretmene bu şiirin giriş kıtasını yazar. Bir zarfa koyar ve öğretmenin dolabına bırakır. Aradan günler geçer ve Atsız mektubuna cevap alamaz. O bir görüşte aşık olduğu kadın o mektubuna ve aşk ile yankılanan şiirine cevap vermemiştir. Atsız’ın büyük bir merakla, hasretle ve dört gözle yolunu beklediği cevap bir türlü gelmek bilmez. Daha doğrusu Atsız, mektubuna hiç bir cevap alamamıştır!.. Sonraki bir zaman da kendi dolabını açar ki, bir de ne görsün!. Mektup zarfı bile açılmadan kendi dolabına bırakılmıştır. Derin bir teessür, şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığı… Söz susar, kelam başlar… Yüreğinin dip dalgaları dile gelir ve şiir olur kelama dökülür. Atsız bu şiirinin adını o gün Geri Gelen Mektup koyar ve gerisini tamamlayarak yayınlar. Malum aşığın meçhul sevgiliye bir mektubudur bu. Ne kadar derin bir aşk ve ne kadar derinden yanan, yankılanan bir sevda hikayesi bu böyle. Öyle olmasaydı bu kadar yanık sevda kokusuyla bu şiiri yazabilir miydi? Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara
Hayata Dair
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Uçurum
Uçurumun kenarına itilirsin önce. Atlasan sonu belli, ardına baksan hikaye belli. Son tekmeyi vurmadı diye, "iyi" ilan edilmeyi bekleyen insan belli. Herkes bir parça uçurum taşır içinde. Kimine manzara olur, kimine dip. Ve hayat, bir parça manzarayla derin bir boşluğun arasından geçip gider... Yürüyüp giderim boşlukların içinden, kıylardan, zamanın tam ortasından. Giderim, bir insanın kalbinden, teninden, göğüs kafesinin içinden... Ben giderim, uçurumlar da benimle gider... Byyazar
Duygu ve Düşünce
Günaydındındındınnnnn
Sosyal medyada sürekli Orhan Kemal ile başlayan John Steinbeck ’i karşılaştırıyorlar ve çoğu kişi Orhan Kemal ’in çok daha iyi olduğunu söylüyor. Ama ben okuma tecrübelerime dayanarak aynı fikirde değilim. Normalde hep Türk yazarlara daha yakın olmuşumdur; fakat bu benim için ayrı bir konu. Orhan Kemal ’in yalnızca El Kızı kitabını gerçekten çok beğendim. Diğer romanları bana daha çok ortalama geldi. Ama Steinbeck’te durum çok farklı. Sanıyorum bana basit bir cümle yazsa, onu bile beğenecek kadar kalemine hayranım. Çünkü dili çok güçlü. Daha ilk on sayfada sizi romanın içine çekiyor. Karakterlerin arasında yaşıyor gibi hissediyorsunuz. Hatta bazı sahneler zihninizde öyle yer ediyor ki rüyalarınıza bile giriyor. En azından bende öyle oldu. Cennetin Doğusu benim için çok etkileyici bir kitap; artık ilk üçümün içinde. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Bir de kupamdaki cümleyi gördünüz mü? O benim favori cümlem; “Benimle sorunu olan varsa ağlayarak günlüğüne yazabilir.” Görür görmez aldım zaten. Umarım harika bir gün geçirirsiniz. Kendinize dikkat edin. Hoşça kalın. Dip not: Eleştiri değil tamamen kendi fikrimi söylüyorum.Herkes her yazarı beğenecek değil.
Alıntı
Gülerek yazıyorum yine sana. Kimsenin uğramadığı sokaklardan, kimsesiz kalan ruhumun en dip köşesinden yazıyorum. Dışarıdan bakınca her şeyi yolundaymış gibi duran bir adamın, geceleri sessizce dağılan yanından yazıyorum. Belki sana ulaşmaz bu satırlar, belki hiç okumazsın. Çünkü bazı özlemler vardır; ne kavuşmayı bekler ne de unutulmayı. Ben de her gece, sana söyleyemediğim onca şeyi sessizliğe emanet edip öyle dalıyorum karanlığa.
Duygu ve Düşünce
İnsan, rasyonel aklın iflas ettiği, kelimelerin bittiği en dip noktada, kendi hiçliğinin üzerine basarak yeniden, ama bu kez tamamen çıplak ve sahici bir şekilde ayağa kalkabilir. Ve bunu başaracak tek şey inanç ve felsefedir.