Cesare Pavese'ye aşina olmayan bir okuyucunun içine girmekte zorlanacağı, ölüm, yalnızlık, özgürlük ve yabancılaşma üzerine yazılmış bir gezi anlatısı.
Tezer Özlü, Kafka’nın Prag’ında, Svevo’nun Trieste’sinde, Pavese’nin Torino'sunda dolaşırken aslında, kendi gamlı iç dünyasını da keşfe çıkar. Merkezde bir ölüm düşüncesi otursa da bir kadın olarak toplumun kadına dayattığı normlara da karşı çıkmayı ihmal etmez.
Bir kadın olarak Pavese ile kendi yazgısını karşılaştırmasını açıkçası ben de tuhaf buldum. Şunu da belirtmeliyim ki Pavese’ye çok aşina olan bir okuyucu değilim -yanlış yorumlayabilirim- ancak bildiğim kadarıyla onun kadını yazma, anlatma şekli kadınlarla kuramadığı sağlıklı bağlarla özdeşleştirilir ve bazı eleştimenlerce "kadın düşmanlığı"na yorulur. Belki de Özlü, Pavese’deki çıkışsızlığı, kendi yaşamında hissettiği varoluşsal sıkışmışlıkla bir tür ortaklık içinde görmüştür, kim bilir?
Sonuç olarak, kitap takibi ve içine girmesi kolay olmayan, parçalı yapısı ve yoğun göndermeleriyle okurdan dikkat isteyen bir kitap. Ancak bu zorluğuna rağmen Özlü’nün aforizmalara dönüşen güçlü ifadeleri ve yaşamla ölüm arasındaki gerilimi içtenlikle anlatışı eseri okunmaya değerli kılıyor.
Not: 6.5 verirdim ama öyle bir puan yok, 7'ye yuvarlamaya da elim gitmedi ne yalan söyleyeyim (;