Sermayenin geleneksel amiral gemisi (Koç) ile devletin ideolojik ve siyasi direksiyonunu tutan ittifakın (Erdoğan-Bahçeli) o görünmez, pragmatik ortaklığını deşifre etmeden, salın üzerindeki kitlelere kurtuluş reçetesi sunulamaz. Çünkü kitleler, yukarıdaki sahte kavgaları gerçek zannedip aşağıda birbirini boğarken, geminin motor odasındaki çarklar kusursuz bir uyumla dönmektedir. Siyasi söylemler (üst yapı), ekonomik çıkarları (alt yapı) korumak için üretilen birer maskedir. Erdoğan ve Bahçeli; kitleleri konsolide edecek milliyetçi, muhafazakar ve güvenlikçi ideolojik anlatıyı ("Beka" söylemini) üretir. Toplumsal öfkeyi kültürel kutuplara kanalize ederek salın üzerindeki kavganın sürmesini sağlar. Koç ve geleneksel büyük sermaye ise bu istikrar ve baskı ikliminde çarkların dönmesini, fabrikaların çalışmasını, ihracat hatlarının açık kalmasını güvence altına alır. Kürsüde ne kadar sert nutuklar atılırsa atılsın, vergi rekortmenleri listeleri, teşvikler ve ihale dağılımları bu elitlerin "aynı odada" ne kadar rahat anlaştığını gösterir.
Halkı birleştirecek doğru argümanın önündeki en büyük engel, sal sakinlerinin kendilerini "sınıfsal" olarak değil, "kültürel" olarak tanımlamalarıdır. Muhafazakar bir işçi, kendini sömüren sistemle bağ kurmak yerine, sırf "alnı secdeye değiyor" diye yukarıdaki siyasi elite aidiyet hisseder. Laik bir beyaz yakalı ise, kendi ekonomik çöküşünü sorgulamak yerine, karşı mahallenin cehaletine öfkelenerek kendini geleneksel sermaye elitinin yanına konumlandırır. İşte tam da bu yüzden, halka sadece "demokrasi, adalet, insan hakları" gibi soyut ya da kültürel argümanlarla giderseniz kitleleri birleştiremezsiniz. Çünkü o kavramlar da anında mahalle kavgasının mezesi haline getirilir.
Halkı birleştirecek tek bir gerçek vardır. Müşterek sefalet ve