Öncelikle kitap bizlere gerçekçiliğin ötesinde bir bakış açısı sergiliyor. Gerçek bir körlük salgınında muhtemelen olacak olanlarla imgelerin arasında kayboldum, ikinci bir okumayı gerektirecek kadar bir kayboluştu bu benim için. Konusu çok ilgi çekici, birçok noktada sürükleyici.
Kitapta sevdiğim şeyler salgını baştan sona gözlemlemek, acımasızca tasvir edilmiş toplum davranışı, derin bir umutsuzluğun yanındaki bir nebze hissedilen umut ve yaşama arzusu oldu. En sevdiğim kısmı ise kaotik bir ortamda olmalarıydı. Kitabın içinde öylesine kayboldum ki sanki ölüleri kendim gördüm, o kokuları kendim duydum. Olayları okura yaşatmak konusunda çok başarılıydı.
Kitapta sevmediğim şeylerin başında kesinlikle (aynı zamanda sevdiklerimden biri olan) acımasızca tasvir edilmiş toplum var. İlahi bakış açısı ve yazarın "bunu bilemeyiz" anlatımları bir arada olduğundan anlatımda bir mantık hatası oluşturmuş. Bazen bazı karakterlerin ruhunu okuyabilirken bazense uzaktan bakan biri olduk. Virgüllerle ayrılmış diyaloglar farklı kişilerin sözleri olduğunu anlamamız için büyük harfle başlayan cümlelerle ifade edilse de akıcılıkta belirgin bir probleme yol açmış. Yazar özellikle rahatsızlık hissi vermek için bazı fizyolojik özelliklerimize gereğinden fazla vurgu yapmış ve başarılı da olmuş.
İlgimi çeken önemli bir nokta da umutsuzluğa kapılarak intihar eden birini kitapta hatırlamıyor olmam.
Olumsuz yorumlarımın daha fazla gözüktüğünün farkında olarak kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Okunması ve üzerine düşünülmesi gereken bir kitap.
Ben nasıl olsa sarhoş olurum
Başımda, gözlerimde, iliklerimde sevda.
Ne şarap, ne rakı bu başka
Hiçbir şey benzemiyor aşka,
Her ne zaman bir şarkı dinlesem, sevdalı
Bir hoş olurum...