Puan vermedi·415 syf.··
2026 68. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:12
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?" Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :) Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir. İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer. İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Okyanustaki batık bir hazine; Ziya Paşa.
10/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 21:09
Milli edebiyatın öncülerinden olmakla birlikte, eski tarzda yazmaya devam etmiş, bundan dolayı da Namık Kemal'i sitemine maruz kalmış. Hemen bütün nazım türlerinden ürünler vermiş bir divan sahibi. Aynı zamanda da bir hicivci. Neşir tarzında yazıları ve makaleleri de var. Ziya Paşa Şair ve edebiyatçılığı yanında, bir fikir ve devlet adamı, eğitimci, girişimci, yenilikçi bir kaymakam. Sanata değer veren, tüm tepkilere rağmen tiyatro salonu açıp memurları ve halkı tiyatroya gitmeye teşvik eden biri. Çocuk eğitimine ilk dikkat çeken de yine Ziya Paşa'dır. Rousso'dan etkilenmiştir. Tasvir-i Efkar gazetesinin kurucularından. Meşrutiyet'in kabulünde büyük emeği var. Şiir tarihimizin 500 yıllık antolojisini çıkaran ilk edebiyatçı. Kaymakamlık yaptığı yerlerde okullaşma oranını artıran, bu konuda büyük mücadeleler veren, sistemi Maarif Vekaleti tarafından örnek gösterilen , yolsuzluklarla ve cehaletle hayatı biyinca mücadele eden bir vatanperver. Her vatanperverin başına gelen çilekeş hayattan o da nasibini fazlasıyla almış, iki çocuğunu kaybetmiş, hanımı sinir krizleri içinde yatalak olmuş, kendisi de ağır hastalıklar içinde, daha 51 yaşında Adana da vefat etmiş. Zor bulunup kolay kaydedilen cevherlerden biri...
Ziya PaşaBilge Ercilasun · Akçağ Yayınları · 200711 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 5. kitabı
Bir Yalom hayranı olarak öncelikle kitabından ziyade kendisinden bahsetmek istiyorum. Yalom, psikiyatriyi yalnızca bir tedavi alanı olmaktan çıkarıp insanın varoluşunu anlamaya açan, klinik ustalığını edebiyatıyla birleştiren kıymetli bir isim... Bir isim bir ünvan demek yetmez ona. O çok daha fazlası çünkü... Yalom'un mesleki başarısı, ünvanlardan ya da sayılardan çok daha başka bir yerden konuşur. İnsan acısına yukarıdan bakmadan, onu çözülmesi gereken bir problem değil anlaşılması gereken bir hikâye olarak ele alır. Terapi odasında kurduğu bağ, bilgiden önce cesaret ister; insanın ölümle, yalnızlıkla, anlamla yüzleşmesine eşlik etmeyi göze almak gibi. Yalom'un başarısı tam da burada bence. Mesleğini teknik bir beceriye indirgemeden, insan kalabilmeyi başaran bir hekim olması. Rogers'ın dediği gibi "Psikoterapist yetiştirmekle vaktinizi boşa harcamayın, asıl mesele psikoterapist olabilecek adamı seçmektir." Carl Rogers burada Yalom'dan bahsetmiş dersek abartmış olmayız. Bu yüzden Yalomu okurken ya da dinlerken insan kendini iyileştirilmiş değil, görülmüş anlaşılmış hisseder insan -en azından ben öyle hissediyorum:') - Beni bu romanda en etkileyen şey, "maskelerin ve unvanların acizliği"nden bahsetmesi... Yalom bu kitabında, toplumda adeta tapılan statülerdeki insanları yüksek koltuklarından indirip bizim gibi sıradan, zaafları olan, egolarına yenik düşen, paraya tamah eden ya da şehvete kapılan "çıplak" insanlar olabileceğini gösteriyor. Hayatımızdaki insanlara karşı ne kadar maskesiziz, çıplak halimizle,toplumun bize verdiği etiketlerden sıyrılınca ne kadar insanız?.. Yahudi olması ona olan sevgimin önüne geçemedi maalesef ahaha Yalom'un her kitabı kadar Divan'ı da tavsiye ederim
DivanIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 20216,7bin okunma
1915 Tehciri: Devleti’nin Zorunlu Göç Politikası Değerlendirmesi
Puan vermedi·159 syf.··
2026 10. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 00:22
Sevk ve iskân kararının geçici olduğunu, Dünya Savaşı'nm bitiminden sonra, yani 18 Aralık 1918'de, Ermeniler için geri dönüş izninin verilmiş olması da ortaya koyuyor. "Savaş ve olağanüstü siyasi zaruret dolayısıyla başka böl­gelere nakilleri gerçekleştirilen Ermenilerin yerleştirilmele­ri, yiyecek ve diğer ihtiyaçlarının temini hakkında talimat­name. Gizlidir Madde 1- Nakli gereken halkın sevk edilmeleri, o bölge­deki devlet memurlarınca yerine getirilecektir. Madde 2- Nakledilecek Ermeniler, bütün kıymetli taşına­bilirlerini ve hayvanlarını birlikte götürebileceklerdir. Madde 3- İskân bölgelerine sevk edilen Ermenilerin, yol­culukları sırasında, can ve mallarının korunması, yiyecekle­rinin ve rahatlarının sağlanması, yolları üzerinde bulunan vilâyet görevlilerine aittir. Bu konudaki herhangi bir gecik­me ve ihmalden her kademedeki devlet görevlileri sorum­ludur. Madde 4- İskân bölgelerine varan Ermeniler, durum ve şartlara göre, ya bireysel olarak mevcut köy ve kasabalara eklenecek evlere veya hükümet tarafından belirlenecek köylere yerleştirileceklerdir. Yeni kurulacak köylerin sağlı­ğa zararlı olmayacak ve ziraat yapılabilecek yerlerde kurul­masına bilhassa dikkat edilecektir. Madde 5- İskân bölgelerinde, şayet köy kurulması için boş veya boşaltılmış devlet arazisi bulunamazsa, devlete ait çiftlik ve köyler bunun için tahsis edilecektir. Madde 6- Ermenilerin yerleştirilecekleri köyler ve kasa­balar ile yeniden kurulacak köylerin sınırlarının, Bağdat de­miryoluna yirmibeş kilometre uzakta bulunması şarttır. Madde 7- İlâve suretiyle köy ve kasabalara yerleştirilen Ermeniler ile yeni kurulan köyde iskân edilenlerin nüfus kayıtlarına esas olacak şekilde, her bir ailenin ismi, tanın­dıkları lakapları, hangi sanata sahip oldukları, iskân bölge­sine ne zaman geldikleri,
Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddialarıYusuf Halaçoğlu · Babıali Kültür Yayıncılığı · 2006219 okunma
Puan vermedi·360 syf.·
2026 256. kitabı
Osmanlı tarihinin tozlu sayfalarini açtık, savaşları, cariyeleri, sultanları fatih'le İstanbul'un fethini okuduk Hürrem Sultan'ın yaşamından yansıyanlari, haremi, Harem ağalarıni derken bugünde Sultanın Düşüşü okuduk ilgiyle merakla gururla elbette 600 yıl hüküm süren bir imparatorlugun mirasçısı olmak onların yaşadıklarını okumak büyük keyif ruhumuzu besleyen bilgileri almış oldum,kutuphanemdeki tüm Osmanlı tarihini anlatan kitapları okumuş oldum Son Osmanlılar ile noktayı koymuş olalim.. Gelelim kitabimiza peki Kimdir ııı.selim biraz tanıyalım,ve neler yapmış birlikte bakalım III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim, 24 Aralık 1761 tarihinde babası III. Mustafa'nın saltanatı döneminde dünyaya geldi. Babası, 21 Ocak 1774 günü öldüğünde yalnızca 13 yaşında olduğu için, amcası I. Abdülhamid tahta çıktı ". Selim, Osmanlı İmparatorluğunun 28. padişahıdır. O da birçok sultan gibi Divan şiiriyle yakından ilgilenmiş ve gazel türünde birçok şiir kaleme almıştır. Şiirlerinde ''İlhami'' mahlasını kullandı. Sultan Selim, I.Abdülhamid'in ani ölümünden sonra 7 Nisan 1789 tarihinde tahta geçti." "III. Selim, 18. yüzyılda hüküm sürmüş diğer padişahlar gibi birçok yeniliğe imza attı. Birçok tarihçiye göre döneminde hazırlanan layihalar, Osmanlı Devletinin demokratikleşme yolunda attığı ilk adımdır. Daha öncesinde kararlar sadece padişah tarafından alınıyordu . Başkalarının görüşlerine ve önerilerine önem veren III. Selim, devletin sorunlarını çözmek adına memurlardan layiha hazırlamalarını istedi. Avrupa ülkelerine giden devlet adamları, buradaki izlenimlerini bu belgelere yazıp III. Selim'e iletiyordu. Padişah, layihaları dikkat çekiyor "1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusu kuruldu. Yeniçerilerin faaliyetlerinden rahatsız
Araştırma-İnceleme Tarih
Sultanın DüşüşüAysel Yıldız · Fol Kitap · 20237 okunma